| Hizmet
Haberleri Aziz,
Sıddık Ağabey ve Kardeşlerimiz,
Evvela
binler selam eder, hizmet-i imaniye ve Kuraniye'de
muvaffakiyetler dileriz.
3
Şubat 2008 tarihinde Suriyenin başkenti Şam'da "Ümmetin
ölümünde hayat çağrısı ElHutbetuşŞamiyeh"
adlı bir sempozyum düzenlendi. Suriyede ilk defa
Bediüzzaman Said Nursi ve eserleri hakkında tertip
edilen bir sempozyum olmak hasebiyle çok kıymet
arzediyordu. Zira bu sempozyumla eğer Risale-i Nurlar
oranın halkına ve ulemasına takdim edilir; Ve bu da hüsn-ü
kabule mazhar olursa bu Risale-i Nurların Suriye'de
yerleşmesi anlamına gelecekti. Bu sempozyumu tertip
eden Dr Mahirül Hindi 3 ay evvel İstanbulda yapılan
adalet sempozyumuna iştirak etmiş ve ondan aldığı
ilhamla bizimde Suriye kamuoyuna mutlaka Risale-i
Nurları tanıtmamız lazım diyerek işe başlamıştı.
Esasen küçük bir toplantı veya bir panel fikriyle
hareket eden Mahirül Hindi ve arkadaşları neticesinde
böyle bir sempozyumun vücuda geleceğini hayal bile
edememişlerdi.İ lk olarak Şam mebusu Galip Uneys'e
Mektubatı takdim etmiş ve böyle bir toplantıyı haber
vermişlerdi.Bu zat mektubatın daha yarısını okumadan
içinde öyle bir şevk ve gayret hissi uyanmışki daha
sonra bütün sempozyumu sahiplenecek ve her türlü
desteği verecekti.
Şam'ın
mühim üniversitelerinden olan Fethül İslam
Üniversitesi Rektörü Husamettin Farfur'un yanına
gittiklerinde ise hiç beklemedikleri bir alakala ile karşılaşmışlar.
Rektör sizlere her türlü desteği vereceğim hatta
mani olarak bir durum olursa devlet başkanına kadar çıkacağım
siz yolunuza devam edin. Hakikaten devlet Başkanı
olan Beşşar Esad'ıda davet etmiş o da böyle
bir toplantının olacağından memnun olmuş ve devam
edin demiş.
Bu
kardeşlerimiz bütün bu inayetler karşısında hem
hayret ediyor hemde bir adım daha nasıl gidebiliriz
diye gayrete geliyorlar.Bu arada Şam mebusu ile
rektör de toplantıyla ilgili temaslarını sürdürüyorlar
. Hem Suriye Diyanet İşleri Başkanı Bedreddin
Hasunu hem de diyanetten sorumlu devlet bakanı Muhammed
Seyyid Abdussettar'ı davet ediyorlar daha sonra bu
zatlar bilhassa bakan davete icabetle kalmayacak
sempozyumun sonuna kadar sahiplenecek hemde afişlere
kendi ismini yazdırıp böyle bir toplantıyı tertip
ettiğini resmen ilan etmiş olacaktı. Böylelikle dar
bir dairede planlanan toplantı Şam Üniversitesinde
bulunan ve devlet başkanlarının toplantı yaptığı
Şam'ın en güzide salonlarından olan bin kişilik yere
tebdil ediliyor ve orada beklenilenin çok fevkinde bir
alaka ve katılım gerçekleşmiş oluyor. Bu arada Suriyenin
en büyük ve meşhur alimi Said Ramazan El-Butinin
toplantıya iştiraki ve yaptığı konuşma
toplantıya ayrı bir değer katmıştı. Hem Şam halkı
hem Şamın en meşhur alimleri hem devlet ricali hem
sair Arap aleminden gelen ilim adamları sempozyumu
tahminimizin fevkinde bir alaka ile sahiplendikleri göründü.
Biraz
sonra aşağıda bahseeceğimiz bu alimlerin hiçbir şey
konuşmasalar bile sempozyuma icabet etmeleri çok
büyük bir hizmetlere vesile olacakken hem sempozyuma iştirakleri
hem Üstadımızla alakalı tesbitleri hem Nurları
okuduklarını gösteren konuşmaları Üstad ve
Risale-i
Nur metodunun bu asrın en isabetli hizmet metodun
olduğunu nakl etmeleri bütün bunlarla beraber belkide
en mühimi sempozyumu sonuna kadar sahiplenmeleri büyük
bir inkişafa vesile olmuştur.Türkiye' den de bir grup
nur talebesi programa iştirak etmek için gelmişlerdi.
Bilhassa
Üstadımızın talebelerinden Sungur Ağabey,
Abdullah Yeğin Ağabey, Said Özdemir Ağabey,
Fırıncı Ağabey ve Abdulkadir Badıllı Ağabeylerin
iştirakleri sempozyuma ayrı bir mana kattı.Sempozyum
Kuran'la başladı. Ardından Üstadımızın hayatını
hülasa eden Arapça bir sinevizyon gösterisi yapıldı.Bu
sinevizyonda Nurların 40'tan fazla dünya diline
tercümesi ve batılı ilim adamlarının Risale-i
Nurlara bakış açısı ve hüsn-ü istikbal etmeleri
çok calib-i dikkat oldu. Daha sonra konuşmalara geçildi.
Şam
Milletvekili Galip Üneys kürsüye çıkıp Üstadımızın
hayatı ve Hutbe-i Şamiye ile alakalı bir konuşma
yaptıktan sonra dedi ki Cenab-ı Hak bizi bu zatın
davasını ilana ve neşre musahhar kıldı.Ve bundanda
şeref duyuyoruz."Ben ilk olarak Mektubat'ın bir
kısmını okuyabildim. Fakat gördüm ki bu Zatın sözleri
dilinden değil kalbinin derinliklerinden geliyor ki
insanları son derece etkiliyor. Ve bende çok
etkilendim. Ben bu toplantıyı Türkiye ve Suriye arasında
bir akd-i uhuvvet manasıyla görüyorum."
Daha
sonra bu zat sempozyumu ve sair günlerdeki Risale-i
Nurla alakalı tüm gelişmeleri sahiplenip takib etti.
Ardından
kürsüye Camiül İhsan'da hoca aslen Suriyeli ve bu
sempozyumu tertib eden Dr. Mahirül Hindi çıktı.
Konuşmasında biz bu toplantıyı tertib ederken çok
büyük inayetlere ve tevafuklara mazhar olduk. Ve bunlarıda
sonradan fark ettik.
Mesela
Bediüzzaman Hutbe-i Şamiyeyi hicri 1329 Şubat ayında
irad etmiş. Bizde bu toplantıyı hicri 1429 Şubat
ayında tertib etmiş bulunuyoruz.Biz az bir alaka ve
iştirak beklerken Suriyenin en büyük alimleri toplantıya
geldiler.Sonra Hutbe-i Şamiyeye geçti. Bediüzzaman bu
hutbede "Ey bu Cami-i Emevîde bu dersi dinleyen
Arap kardeşlerim! Ben haddimin fevkinde, bu minbere ve
bu makama irşadınız için çıkmadım. Çünkü size
ders vermek haddimin fevkindedir. Belki içinizde yüze
yakın ulema bulunan cemaate karşı benim misalim,
medreseye giden bir çocuğun misalidir ki, o sabî
çocuk sabahleyin medreseye gidip, okuyup, akşamda
babasına gelip, okuduğu dersini babasına arz eder. Tâ
doğru ders almış mı, almamış mı? Babasının
irşadını veya tasvibini bekler. Evet, bizler size
nispeten çocuk hükmündeyiz ve talebeleriniziz. Sizler
bizim ve İslâm milletlerinin üstadlarısınız.
İşte, ben de aldığım dersimin bir kısmını, sizler
gibi üstadlarımıza şöyle beyan ediyorum:
Ben
bu zaman ve zeminde, beşerin hayat-ı içtimaiye
medresesinde ders aldım ve bildim ki: Ecnebîler,
Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber;
bizi maddî cihette kurun-u vustâda durduran ve tevkif
eden, altı tane hastalıktır. O hastalıklar da
bunlardır:… diye Üstadımızın Hutbe-i
Şamiye'deki cümlelerini aynen naklettikten sonra alem-i
İslamın hastalıklarını yine Üstadımızın tabiri
ile anlattı.Ve tedavi çarelerinide yine Hutbe-i
Şamiyeden nakletti. Ve dediki; her ne kadar bu hutbe
ayrı zamanda ve ayrı mekanda okunmuş, fakat Bediüzzaman'ın
Allah'ın nuruyla gördüğü bu hakikatlar ümmeti irşad
ve terakki ettirmek için yepyeni ve canlı derslerdir. O
zaman gibi aynen bu zamandada bu derslere şiddetli
ihtiyaç var. Bediüzzamanın o zaman işaret ettiği
şeyler zamanı gelince tahakkuk etmiş. Ve ta kıyamete
kadar hükmü baki kalacak derstir.
Sonra
Thomas Micheal'in şu sözünü nakletti. Hutbe-i
Şamiye'yi ben zannederdim ki sadece Müslümanlara hitab
ediyor. Fakat okuduktan sonra gördüm ki Hristiyan
aleminin en çok muhtac olduğu hakikatları Bediüzzaman
onda yazmış. Dolayısıyla sadece Müslümanlara değil
belki bütün insanlara şamil bir derstir.
Ardından
Fethül İslam Üniversitesi Rektörü Prof.
Husameddin FARFUR şöyle konuştu: Bu toplantımız
ticaret için değil dünya içinde değil. Belki
fikirleri bütün Müslümanların hayatında bir dönüm
noktası olan bir zatı konuşmak için buraya toplanmışız.Bediüzzaman
bir mütefekkirdi. Fakat mütefekkir demek sadece
tefekkür eden demek değildir. Belki manaların
derinliklerine inebilen o manalardaki ince nükteleri
idrak edebilen demektir.İşte Bediüzzaman böyle bir
mütefekkirdir. Bediüzzamanı ilk defa Said Ramazan
El-Buti hocamızdan duyduk. Bediüzzaman zamanını
aşmıştır, Bediüzzaman mekanları aşmıştır, Bediüzzaman
olayları aşmıştır… Bediüzzaman Allah'ın
nuruyla bakabilen bir şahıstır. Hakkında 300'den
fazla eser yazılmış nadir bir fıtrattır.Ümmetin ilk
olarak din ile fen ilimlerinin beraber okunmasını
isteyen alimdir.Biz üniversitemizde Nur talebelerini
takib ediyoruz.Taki onların hal ve hareketlerini taklid
edip bizde onlar gibi olalım. Üniversitemizde üstadın
çok yönlü metodunu taklid ediyoruz.Temenni ediyorum ki
bütün herkes Risale-i Nurlara talebe olsun.
Daha
sonra Suriye müftüsü yani Diyanet işleri Başkanı
Bedreddin HASUN sözlerine şöyle başladı: Bediüzzaman
çok acib bir zattı ; bütün hayatında bu hali görünüyordu.
Ondandır ki hayatını üçe bölmüş. Eski Said, Yeni
Said ve Üçüncü Said..Sonra Peygamberimizin bir gün
sahabeleriyle otururken bir zat geliyor. Fakat üstünde
alamet-i sefer hiç yok. Peygamberimize İslam
nedir?İman nedir?İhsan nedir? Diye soruyor.Peygamberim
izde güzelce cevap veriyor. Sahabelerde ders alıyorlar.
O zat gittikten sonra Sahabeler o Zatın kim olduğunu
sorarlar.Peygamberi mizde o Hz.Cebraildi, size ders
vermek için böyle yaptı" buyurmuş.
Kıssasını
naklettikten sonra şöyle bir tesbitte bulundu.Eski
Said İslam'ı yeni Said imanı üçüncü Said de ihsanı
yani Allahı görür gibi ibadet etmek sırrını gösteriyor.
Bediüzzaman
ümmetin öldüğü bir zamanda geldi.Ve ümmeti imanla
diriltti.Nası lki Salahaddin-i Eyyubi Kudüs'ü işgalden
kurtardı. Bediüzzaman'da Müslümanların zihinlerini
bu zamanın felsefi akımlarına karşı
kurtarmıştır.Eski Said eserlerini kaleme alırken
Osmanlı hilafeti hüküm sürüyordu.Ona göre yazmışYeni
Said döenminde ise hilafet ilga olunmuş.Laiklik ve
milliyetçilik hüküm sürmüş eserlerini ona göre
yazmış.
Hutbe-i
Şamiye'nin aslını 40 sene sonra Bediüzzamana bir
talebesi bulup getirdiği zaman onu yeniden tanzim
etmiş. Ve öylece neşretmiş. Dolayısıyla Hutbe-i
Şamiye'de eski ve yeni Saidler içtima etmiş.Said
Nursi'nin hayat merhaleleri aynen İmam-ı Gazali ile
İmam-ı Raziye benziyor.Ümmetin kalplerine Risale-i Nur
ışıklarını yakmamız lazım.Dikkatimi çeken başka
bir hususta hangi Nur talebesi ile karşılaşıyorsak hiç
birinde yeis yok.Daima ümmet içindeler.Küresselleş
menin beraberinde getirdiği ahlaksızlık ve fikir
değişimi ve felsefi akımlara karşı tek çare
Risale-i Nurla mukabele etmektir.
Suriyede
yaşayanlar içinde en büyük ve yaşlı alimi Prof.
Dr. Ramazan El- Buti ise şöyle konuştu; Ben
ilk defa 1959 yılında Nurları duydum.Bediüzzaman
Rabbani idi.Yani kendini Allah'a vermiş ve evrensel
bir şahsiyettir.Bü tün özellikleri Kurana dayanmasından
ve Allaha bağlılığından ileri geliyor. Nev-i
şahsına münhasır yani eşi benzeri olmayan bir
şahsiyettir.Kardeş i Abdulmecid Nursiden duyduğum bir
hatırada Üstad gençliğinde ubudiyet ve takvada çok
ileri gitmiş.Ondan sonra birden parlamış. Her ne kadar
kütüphanelerimiz kitaplarla doluda olsa fakat yine
Risale-i Nurları okumaya şiddetle ihtiyacımız
var.Ciddi bir şekilde Nurlardan ders almamız lazım.Üstadın
Arap aleminde tanınmasına en çok mahkemeleri vesile
oldu.Bu müdafaalara Arap Aleminin ihtiyacı var. Bediüzzaman
şüphesiz bu asrın en büyük davetçisidir.
Bediüzzamanı annesi abdestsiz emzirmedi.Babası da
başkalarının tarlasında yemesinler helal
kazancımzıa haram girmesin diyerek öküzlerin ağızlarını
bağlardı.İşte Bediüzzaman böyle bir aileden neşet
etmiştir.
Katar'dan
sempozyuma iştirak etmek için gelen ve büyük bir alim
olan Prof. Dr Ali Karadaği konuşmasına
programı tertib eden Suriye halkı ve hükümetine teşekkürle
başladı. Ve devamında Bediüzzaman sanki bugün
hutbesini okuyor. O kadar canlı o kadar taze…Daha
sonra Üstadımızın Avrupa bir İslam devletine
hamiledir.Günü n birinde onu doğuracak ve Osmanlıda
Avrupaya hamiledir. O da onu doğuracak, sözünü
nakletti.Ve bu sözün bugün nasıl tahakkuk ettiğini
nazara verdi.Arap ve Türklerin yakınlaşmasıyla Alem-i
İslamın saadet bulacağını ve böyle toplantılarla
buna zemin hazırlandığını naklettikten sonra Alem-i
İslamın içinde bulunduğu hastalıkları zikrederek
Nurlardan tedavi çarelerini anlattı. Bediüzzamanın
herkesin sevgisine mazhar olduğunu Onun herkesi
kucaklamasından kaynaklandığını dile getirdi.
Diyanet
İşlerinden Prof. Dr. Muhammed Seyyid AbdusSettar
ise konuşmasında biz iki Said ile iftihar ediyoruz:
Birisi Bediüzzaman Said Nursi, diğeri Said Ramazan
El-Buti. Ardından Üstadın hayatından ve Hutbe-i
Şamiyeden kısaca bahsetti. Ve "Bediüzzaaman Kuranı
bu asrın fehmine göre tefsir etmiş müstesna bir
şahsiyettir." dedi.
Suriyenin
büyük alimlerinden Prof. Sariye Rufai Prof.
Ali Karadaği'ye dönerek "Sen Risale-i Nurları
çok güzel okumuş ve anlamışsın dolayısıyla sen
Said Nursinin evladı olmuşsun" dedikten sonra
konuşmasına başladı.Bediüzzamanı n hizmetlerine
mani olmak için onu hapislere attılar. Nefyettiler.
Fakat hiçbir faydası olmadı çünkü muhakkak ki Allah
nurunu tamamlayacaktı . Kafirler istemesede.
Hutbe-i
Şamiye'deki el-Emeli yani rahmeti İlahiye'den kuvvetli
ümid beslemeği anlatınca şu misali verdi.
Hz.
Peygamberimiz (Asm) Hz. Ebubekir (R.a) ile beraber hicret
ederken mağarada yalnız kaldıkları zaman müşrükler
yaklaşıyorlar her taraftan ümit kesik bir durumda Hz.
Ebubekir telaş ediyor o en dar anda Peygamberimiz (Asm)
ya Ebabekir telaş etme Allah bizimledir"
Bu
misalden sonra Üstad'ın (R.a) hayatında maruz
kaldığı tehlikelere karşı Peygamberimizden aldığı
bu ders sayesinde asla yese düşmedi ve daima Rahmet-i
İlahiye'den ümitle yaşadı. Ve ümitleride hep
tahakkuk etti. Çünkü o biliyordu ki Mutlaka Allah
dinini muhafaza edecektir.
Suriye'nin
fetva emini Alaaddin Zateri ise Bediüzzaman
talebelerini bizlere örnek olmaları açısından çok
güzel yetiştirmiş.
Bediüzzaman
cihad noktasında silahla değil belki kalemle insanları
nurlandırarak ilmen ve fikren yücelterek hizmet etmiştir.O
nurların başka lisanlara tercüme edilmesini istedi ki
sair milletlerde Nurlardan istifade etsinler.Onun daveti
iman ve ahiret üzerineydi.Çünkü bütün
Peygamberlerin davası iman ve ahireti ders vermektir.
Suudi
Arabistandan programa iştirak eden kendisi hem
üniversitede hoca hem pilot hemde Arap Aleminin
çoklukla seyrettiği İkra Tv'de vaazlar veren
Muhammed Musa Şerif ise Üstadın sabrını mücahedesini,
gayretini, ubudiyetini, nehy-i anil münker hususundaki
hassasiyetini ve izzet-i İslamiyesini güzel temsillerle
nazara verdi.
Mesela
nehy-i anil münker hakkındaki misalinde Bediüzzaman'ın
(R.a) küçük yaşlarda Bitlis valisinin içki içtiği
haberi üzerine derhal içki meclisine giderek valiye ağır
hakaretlerde bulunmuştur.Valinin yaveri genç Said'e ne
yaptın,! bu söylediklerin idamını mucibtir. Deyince
genç Said idam aklıma gelmemişti hapis veya nefiy
zannederdim. Fakat bir münkeri defetmek için ölürsem
ne zararı var.
İzzet-i
İslamiyesinide Rusya'da başkumandana ayağa kalkmaması
ile anlattı.Üstad'ı n sabrını ise bunca hapisler
nefiyler mahkemeler karşısında gösterdiği tahammül
ve menfi hareket etmemekle nazara verdi.Ubudiyetini ise
sabahlara kadar fasılasız evrad ve ezkar ile meşgul
olması, daima Rabbine dua ve niyazlarda bulunması ile
anlattı. Takvasını da Üstadımızın şu
hatırası ile nakletti; Ben on sene İstanbul'da kaldım
bir tek kadına bakmadım.
Bu
hatırayı dinleyen cemaatten hayret mırıltıları yükseldi.Hutbe-i
Şamiye ile alakalı da bütün insanlar için tam bir
programdır. Çünkü Bediüzzaman hutbesine el- Emel
yani ümitle başladı. Ardından çok güzel bir
tesbitte bulundu ve " Bütün mürşitler
talebelerine muhatap olup onlara dersler vererek
yetiştirmiştir. Bediüzzaman ise talebelerini kitap
yoluyla yetiştirmiştir. Bediüzzaman gibi
talebelerini kitapla yetiştiren ikinci bir şahsiyet
tarihte yoktur.
Son
cümlesini şu dualarla tamamladı: Cenab-ı Hak bizi
Bediüzzamanın ahlakıyla ahlaklandırsın ve Onun
yolundan götürsün. Amin!
On
saat süren heyecanlı ve coşkulu bu sempozyumda kısaca
alabildiğimiz notlar bunlardı.
Umum
kardeşlerimize binler selam eder, dualarını bekleriz…
Kardeşiniz Sabri Okur
|