Ziyaretci Defteri
Akademik Calismalar
Akademik Calismalar
Akademik Calismalar

Hizmet Haberleri

FAS EGADİR SEMPOZYUMU

Aziz sıddık kardeşlerimiz..
İçinde bulunduğumuz mart ayının on üçünde FAS’ın güney şehirlerinden olan Egadir’de Karavin Üniversitesine bağlı Şeriat fakültesinde iki gün devam eden, “Maksatlar ve hikmetleri anlamada Bediüzzaman’ın metodu” adlı bir sempozyum düzenlendi.
Bizzat üniversitenin resmen üstlendiği bu toplantıya yirmi kadar ilim adamı iştirak ettiler. Toplantı fakültenin içinde bulunan beş yüz kişilik bir salonda yapıldı. Talebelerin çok ciddi bir alaka ile takip ettikleri toplantı iki gün devam ettiği halde salonun dolup taşması ve bu talebelerin kalemleri ellerinde devamlı notlar almaları toplantıya verdikleri ehemmiyetin bariz bir deliliydi.
Toplantı’nın sonlarına doğru soru-cevap faslında ise dört beş talebenin Üstad hakkında yazdıkları şiirleri okumaları duygulu dakikaların yaşanmasına ve salondakilerin alkış tufanına sebep oldu. Rektörün FES şehrinden gelip toplantıyı takib etmesi, Dekanın misafirlerle yakından ilgilenmesi nurları benimsediklerinin açık bir deliliydi. Ayrıca üniversitenin içinde büyük bir kitap sergisi açılmış, otuz küllİyat ve yüzlerce de küçük kitap sergilenmişti. İki günün sonunda kitapların neredeyse tamamına yakınının satıldığını gördük. Fatih kardeş iki ay içinde iki yüz külliyat satıldığını söyledi. Konuşmacı ilim adamları ise büyük bir hazine bulmuşlar gibi o hazineden istifade için her türlü gayreti sarf ediyorlardı. Her bir âlim Risale-i Nur’u ciddi bir şekilde tedkik etmiş, neticesinde de elde ettikleri istifadeyi tebliğlerinde anlatırken, rast geldikleri düsturlar karşısında bazı zaman heyecanlanmaları bazı zamanda hayretlerini gizleyememeleri nazarımızdan kaçmadı. Türkiye’den de Abdullah Yeğin,
Said Özdemir, Vahdet Yılmaz, İhsan Kasım ve yirmi kadar ağabey ve kardeşler iştirak ettiler. Şimdi bu âlimlerin tebliğlerinden numune olarak birer parça yazıyoruz.
İlk konuşmacı olarak İhsan Kasım Abi, “Evvela Said Nursi kimdir? Onunla başlamak istiyorum” diyerek üstadın hayatını kısaca hülasa ettikten sonra şöyle devam etti: “Bediüzzaman’ın ne kadar muazzam bir şahsiyet olduğunu anlamak için yaşadığı zamanı iyi bilmek lazımdır. Mesela o zamanda bazı ulemanın devlete isyanlarına şiddetle karşı çıktı ve onlara var gücüyle mani olmaya çalıştı.
Kör Hüseyin Paşa gibi bazılarını da vazgeçirdi. Üstad bütün menfiliklere rağmen hislerine kapılmadan daima hikmetle hareket etti, siyasetten çekildi, bütün mesaisini Kur’anı anlamaya hasretti.
Cezayir’den programa iştirak eden Prof. Dr. Ammar Ceydal ise Bediüzzaman’ın hayatı içinde birçok büyük maksatlar var olduğunu anlattı. O zamanda yaşayan bazı âlimler hapislere girmemek, sıkıntı ve meşakkat çekmemek için bu davadan yüz çevirdiler. Bunlar güzel yaşamak, dünya nimetlerinden faydalanmak için hapisten kaçtılar. Fakat farkında olmadan asıl hapse düştüler. Yani fani bir hayatın fani lezzetlerinin esiri oldular. Üstad ise kendi için yaşamadığından bütün sıkıntılara katlandı ve her türlü hadiseler karşısında dayandı, geri çekilmedi. Onu sıkan her ahval imanının bir kat daha artmasına vesile oldu. Onun mesleği ne sofi ne de mütekellimin mesleğidir. Belki ikisinin de fevkinde olarak kalbi ve aklı beraber ele aldı. Bütün hayatının gayesi insanları Allah’ın yoluna, onun emirlerini yaşamağa teşvik etmek oldu. Onun döneminde halk arasında Kur’an’ın değeri pek kalmamıştı ama o yeniden insanların fikirlerini Kur’an’a çevirdi. Kur’an’ın gerçek değerini insanların nazarına gösterdi. Bazı insanların kâinattan şirke gitmelerine karşı kâinatın zerreleri adedince tevhide yollar açıp, kâinata insanı Allah’a götüren bir araç ve her tarafında Allah’ı gösteren bir ayine nazarıyla bakıp, onu bir Kur’an gibi okudu. Bütün iman hakikatlerini madde âleminden deliller gösterip aklen ve ilmen isbat etti.
Prof. Abdülaziz Battıvi de “Bediüzzaman’ın tarzı bütün felsefeci ve mütekelimin ve mutasavvıfinden farklıdır. Bunun sebebi
Said Nursi’nin bütün ilimlere vakıf olmasıdır. Bu yüzden Kur’ani maksatları da yine en iyi o bilir. Kur’an’ın esas maksatlarının dört esas olduğunu söylemiş. Vesilelerle uğraşmadan direk maksada çıkmış.
Bu asırda Müslümanların en büyük zararı, kalplerin felsefe, siyaset ve dünya ile ifsadıdır. Çünkü bunlar nifaka vesiledir. Bunlara karşı yegâne çare Risale-i Nur’la mukabeledir. Bir âlim bana şöyle dedi: “Bu asra öyle bir müceddit lazım ki; bu asrın bütün maksatlarını bilecek. İşte O da Bediüzzaman’dır.” Başka bir âlim de: “Bu asra öyle bir müceddit lazım ki, sadece imanla meşgul olsun” diye nurlara işaret etti.
Dr. Habibe Ebu Zeyd: “Bediüzzaman hayatında birçok problemler yaşadı. Hapislere girdi, nefyedildi, bir yuva kuramadı, rahat bir hayat yaşamadı.Ama bütün bunların neticesinde Nur Risaleleri meydana geldi.Said Nursi, Allah’ın Hakim ismini esas almış. Hayatında ve etrafında cereyan eden bütün hadiselerde birçok hikmetler bulmuş. Esma-i Hüsna’nın tenevüünün hikmetlerini, kâinattaki tecellileriyle isbat edip göstermiş. Bununla beraber Muhyi, Mümit, Müzeyyin gibi kâinatın daima değişmesinde ve tazelenmesinde tecelli eden esmaları, kâinattaki faaliyetleri ve her şeyde görünen bütün tebeddülatları ve bunların derin ince hikmetlerini beyan edip, nakıştan nakkaşa, lafızdan manaya intikali ders vermiştir. Ölümden herkes korkup kaçarken Bediüzzaman ölümdeki hikmeti o kadar güzel nazara vermiş ki adeta insanlarda ölüme bir nevi iştiyak uyandırmış. Bediüzzaman hikmet adamıdır. Bütün insanlığın imanının kurtulması için adeta her şeyini feda etmiştir. Risale-i Nur büyük bir medresedir. İnsanı ilmen ve fikren seyahate çıkarıyor. İnsana bütün kâinatın zikrettiğini gösteriyor. Said Nursi her şeyden bir ders çıkarmış. Mesela arıdan ve karıncadan ders alıyor. Hatta yarım ümmi olmasının hikmetini, kardeşlerinin onun muavenetine koşmalarıyla açıklıyor.”
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden iştirak eden Prof. Halil Çiçek de özetle şöyle konuştu: “Bediüzzaman’ın eserleri Kur’an ve hadisten lemean eden nurlardır. Said Nursi’nin zamanında birçok ulema vardı. Bunların hepsi de “Bu ümmetin kurtuluşu ilimle olur” dediler. Fakat Bediüzzaman onlardan farklı olarak “Bu ümmetin kurtuluşu ancak imanla olur” demiştir. Neden her asırda bir müceddit gelmiş? Çünkü her asrın bir hastalığı var. Bu asrın da hastalığı zaaf-ı imandır. Onun için Bediüzzaman bu asırda gönderildi. Neden insanlar hep Risale-i Nur’a koşuyor? Çünkü Bediüzzaman’ın bahsettiği konular çok çekici ve cezb edici konulardır. Said Nursi’nin zamanında birçok hadiseler meydana geldi. O ise hiç birine nazar etmeden sadece Kur’an’a mesaisini teksif etti. Kurtuluşun ancak bunda olduğunu söyledi.”
Dr. Abdülhadi El Hamlişi ise: “Bediüzzaman Kur’an’ı sadece okumakla kalmamak gerektiğini, belki her cihetten istifade edilmesi lazım geldiğini söylemiş ve bu yolu da Risaleleriyle açıp göstermiş. Kur’an’ın kâinat kitabının müfessiri ve bu asırda parlak bir ayinesi olduğunu isbat etmiş.”
Dr. Mahir-ül Hindi ise aynı zamanda Şam Sempozyumu’nu tertip eden kişidir. Üstad hazretleri ile o zamanda yaşayan diğer âlimleri kıyas etti: “Ulema; nefis muhafazası, ırz ve can muhafazasını esas almış. Üstad ise iman muhafazasını esas almış.
Ve iman olmazsa bunların hiç birinin muhafazasının mümkün olamayacağını söylemiş. O, dine hizmet için nefsini muhafazayı nazara almadı. Baktığı her şeye imani maksadını esas alıp öyle baktı.”
Manisa’dan programa iştirak eden Ali Katıöz Hoca da; Üstadın Kur’an tarifini okuduktan sonra, Kur’an’ın maksatlarının her ayette mevcut olduğunun görüleceğini misallerle anlattı.
Dr. Halid Zihri ise altı ay önce nurları bir kitapçı dükkânında tanımış ve çok ciddi sahiplenmiş genç ve cevval bir şahsiyetti. Üstad’la Farabi’yi karşılaştırdı. Farabi’nin “Önce saadet sonra adalet gelir” sözüne karşı Bediüzzaman, önce adalet sonra saadet geldiğini isbat etmiş. Şimdiye kadar hayatımda gördüğüm en enfes telifat Risale-i Nur külliyatıdır dedi.
Dr. Nureddin Lehlü ise Zeyl-ül Hubab’daki: “Öyle bir Allah’a hamd, medih ve senalar ederiz ki; şu âlem-i kebir onun icadıdır ve insan denilen şu küçük âlem de onun ibdaıdır. Biri inşası diğeri binasıdır, biri san’atı diğeri sıbğasıdır” bahsini okudu. Ve Üstad’ın “Kur’an semadan nazil olmuş bir sofradır. Beşere lazım olan her şey içinde vardır” gibi cümlelerini naklettikten sonra dedi: “Üstad Kur’anı bu asrın insanına çok güzel tarif etmiş. Ben küçükken Peygamberimizden mucizeler anlatırlardı. Bir beşerden bu tarz harikaların südurunu aklım almazdı. Fakat Bediüzzaman’ın, Peygamberimizle alakalı ifadelerini okuyunca gördüm ki; O Zat’ın (ASM) kâinatın bir mümessili olduğunu, şahsiyet-i maneviyesini o kadar güzel nazara vermiş ki, bütün mucizelerini akıl kolaylıkla kabul edebiliyor.”
Dr. Muhammed Abduh ise birkaç mühim noktaya dikkatimizi çekti: “Başka âlimler Kur’an’daki ve kâinattaki maksatlara kuşbakışı baktılar. Hâlbuki Bediüzzaman onların en inceliklerine kadar indi ve çok yeni şeyler söyledi. Kâinattaki maksatları en iyi bilen Said Nursi Hazretleridir. Bu yönüyle bütün âlimlerin hocasıdır. Bu maksatlar sır içinde sırlardır. Bediüzzaman bu sırların düğümlerini tek tek açmıştır. Mesela sair ulema hıfz-ı can ve malı dünyadaki yönüyle nazara verirken, Bediüzzaman ise “canın ve malın gerçek ve ebedi muhafazası ancak Allah yolunda sarf etmekle olur” deyip ahiret veçhesini ele almış.” Kâinattaki şerlerin, beliyyelerin, bilhassa masumlara gelen musibetin hikmetini, ölümler, zevaller, hayrın içine şerrin idhali gibi en müşkül konuları Bediüzzaman en kolay bir şekilde halletmiş” dedikten sonra “Bu asırda Said Nursi gibi bir şahsiyet yoktur” cümlesiyle hatime verdi.
Prof. Abdülkerim Ikkıvi ise itibar-ül meal düsturunu anlattı. Ne demek itibar-ül meal? Yani bir işi yaparken, sonun nereye gideceğini düşünüp ona göre hareket etmek. Bediüzzaman her hareketinde daima neticesini görüp öylece hareket etmiştir. Bediüzzaman, meleezzamandır. Yani zamanını doldurmuştur. Bediüzzaman maliküzzamandır. Yani zamanına hükmetmiştir. O, nurlarda anlattığı her şeyi sebepleriyle anlatıyor. Neticesini beraber alarak düşünüyor. Mesela bir genç hastaya: “Sendeki hastalık seni günahlardan alıkoyduğu için bir sıhhattir. Bir kısım emsalindeki sıhhat bir hastalıktır” diyor. Mutasavvıflar, ahireti kazanmak için dünyayı terk etmek lazım geldiğini söylemiş, adeta insanları dünyadan küstürmüşler. Bediüzzaman ise dünyayı ahiret tarlası olarak nazara vermiş dedi. Üstad’ın kabrinde bile âlem-i islamı düşündüğünü anlattı. Ve on ikinci notayı sonuna kadar okudu.
Dr. Muhammed Vetik ise Üstad’ın toplum hayatının düzelmesini, yalnız iki kelime olan hurmet-i riba ve vücub-u zekât ile ne kadar güzel tahlil ettiğini, yirmi beşinci sözdeki konu ile alakalı bahisleri okuyarak anlattı.
Nijer’den programa iştirak eden Dr. Muhammed Kenan Miga ise sözlerine Üstadı sena ile başladı. “Büyük Üstad, büyük mütefekkir Bediüzzaman, Kur’an’ın maksatlarını nurlarda en güzel şekliyle anlatmıştır. Üstad’ın nazarıyla kâinata bakılınca, her zerresinden Allah’ın göründüğünü, bütün kötülükler güzelliklere döndüğünü görürüz. Din-i hak olmazsa dünya bir zindan olacağını, Allah’ı hakkıyla tanıyanın dünyası nurlarla dolduğunu, her kim hayat-ı faniyeyi esas maksat yapsa, zahiren lezzetler içinde olsa da manen ruhunun azaplar içinde olduğunu, güzel görmenin neticesi güzel bir hayat olduğunu anlattı.
Dr. İzzettin Culid ise: “Bediüzzaman Risale-i Nur’da islamın bütün maksatlarını en güzel şekliyle cem etmiş. Nurlar insanları fikren terbiye ediyor. Mesela hayatın ehemmiyetini anlayan çabuk geçmesini istemez. Said Nursi’nin çok acip düsturları vardır. O, âlem-i İslam içinde Ferit bir şahsiyettir. İmanın kıymetini hakkıyla keşfetmiş diyerek vesvese risalesini hülasa halinde nazara verdikten sonra asr-ı saadetteki fitnelerin, zahiri dehşetli hal altındaki kaderi veçhesini, yani islamiyetin bu sayede dünyanın dört bir yanına yayılmasını, üstadımızın ifadelerinden okudu. Nurlar insanın nefsini terbiye eden bir program, fikrini tedavi ve tenvir eden bir ilaçtır.
Bediüzzaman’ın gözlüğüyle kâinata bakılınca, ancak o zaman hayatın ve her şeyin kıymeti anlaşılır.
Nijer’den Dr. Abdurrahman Muhammed Mika ise: “Eğer biz ahlak-ı islamiyenin ve hakaik-ı imaniyenin kemalatını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tabileri elbette kafilelerle islamiyete girecekler. Belki küre-i arzın kıt’aları islamiyete dehalet edecekler. İman nisbetinde ahlak teali eder. Bediüzzaman Kur’ani ve sünneti ahlakı ders veriyor. Risale-i Nur Kur’an’ın berrak bir tefsiridir. Ondan terreşşuh etmiş, ondan lemean etmiş, o denizden akmıştır ki sahili yoktur. Risale-i Nur hem bu asır için hem sonraki asırlar için düstur edilecek mükemmel bir programdır. Allah onu neşredenlerden, talebelerinden ve bize ulaştıranlardan razı olsun.
Prof. Dr. Muhammed Bin Tehile ise: “Bediüzzaman imanla alakalı öyle yeni bir tarz getirmiş ki, ben onun ifadelerini okumaya doyamıyorum ve dayanamayıp onun ifadelerini burada aynen tekrar edeceğim deyip yirmi üçüncü sözü üstüne basa basa, tane tane, ona ayrılan sürenin bitimine kadar okudu.
Said Özdemir ağabey de Üstad’la alakalı bazı hatıralarını anlattı.
İkinci günün akşamı misafirlerin kaldığı otelde bir nevi kapanış mahiyetinde bir program yapıldı. Açılışını ev sahibi olarak fatih kardeşin yaptığı programda Muhammed Vetik Hoca kalbimden geçenlere dilim tercüman olamıyor, ben iki gündür devam eden bu toplantıda kardeşler arasında gördüğüm ve emsaline nadir rastlanan uhuvvet ve muhabbeti bir isdihdam-ı rabbani olarak telakki ettim.
Abdullah yeğin ağabey de Risale-i Nur’u nasıl tanıdığını anlattı.
Abdülkerim Ikkavi ise üç noktaya dikkati çekti. Birincisi; Üstadın şahsını kim görmüşse ona bağlandığını, şimdi ise bu hasiyetin aynen Risale-i Nur’da var olduğunu ve bunda bir sır gizlendiğini. ikincisi; bir nur talebesi malını, canını ve her şeyini feda ediyor ki nurlar bir yerlere ulaşsın. Üçüncüsü de şimdiye kadar kimseye anlatmadığım bir şeyi söyleyeceğim o da şudur: “Ne zaman bana bir sıkıntı arız olsa ben Risale-i Nur’ları okursam mutlaka zail oluyordu.
Ammar Ceydal ise Avrupa ve Amerika’da bu kadar intiharlar oluyor, âlem-i islamda ise binde biri görülmüyor, bunun sebebi kalpteki bir parça imandır, az bir imanın bu derece tesiri görülüyorsa eğer iman kemalini bulsa ne harikalar doğurur. Nursi, imanla medeniyetler yetiştiriyor. İmanı medeniyete üstad yapıyor, bir de nurlar başka mesleklere alternatif değildir.Yani kimse ben nurları okursam eski mesleğimden soğurum demesin tam tersine nurlar onu okuyanı zenginleştiriyor
Duanıza muhtaç kardeşiniz Sabri Okur

 

___________________________________________________________________________

 

Bu ve bunun gibi yurtdışı ile ilgili hizmet mektupları, internette, www.gencnur.com adresinde yayınlanmaktadır.

 

 

 

 

© gencnur.com