Bir Büyük Günahı
İşleyen Mü'minin İmanı Gider mi?
"Günah-ı
kebireyi işleyen, nasıl mü'min
kalabilir?" diye suallerine cevab ise;
evvelâ sâbık işaretlerde onların hatası
kat'î bir surette anlaşılmıştır ki, tekrara
hacet kalmamıştır. Sâniyen: Nefs-i insaniye,
muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti; müeccel,
gaib bir batman lezzete tercih ettiği gibi,
hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene
azabdan daha ziyade çekinir. Hem insanda
hissiyat galib olsa, aklın muhakemesini
dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve
ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı, ileride
gayet büyük bir mükâfata tercih eder. Ve az
bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük bir
azab-ı müecceleden ziyade çekinir. Çünki
tevehhüm ve heves ve hiss, ileriyi görmüyor
belki inkâr ediyorlar. Nefs dahi yardım etse,
mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar,
mağlub oluyorlar.
Şu halde kebairi
işlemek, imansızlıktan gelmiyor, belki hiss ve
hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin
mağlubiyetinden ileri gelir.
Hem sâbık
işaretlerde anlaşıldığı gibi; fenalık ve
hevesat yolu, tahribat olduğu için gayet
kolaydır. Şeytan-ı ins ü cinnî çabuk
insanları o yola sevkediyor. Gayet cây-ı
hayret bir haldir ki: Âlem-i bekanın nass-ı
hadîsle sinek kanadı kadar bir nuru, ebedî
olduğu için, bir insanın müddet-i ömründe
dünyadan aldığı lezzet ve nimete mukabil
geldiği halde; bazı bîçare insanlar, bir
sinek kanadı kadar bu fâni dünyanın
lezzetini, o bâki âlemin, bu fâni dünyasına
değer lezzetlerine tercih edip, şeytanın
arkasında gider.
L.78
* * *
|