Şerrin Yaratılış ve
İcadı mı Şerdir? Yoksa İşlenmesi mi?
Sual: Mu'tezile
imamları, şerrin icadını şerr telakki
ettikleri için, küfür ve dalaletin hilkatini
Allah'a vermiyorlar. Güya onunla Allah'ı takdis
ediyorlar. "Beşer kendi ef'alinin
hâlıkıdır" diye dalalete gidiyorlar.
Elcevap: Kader
Risalesi'nde izah edildiği gibi: Halk-ı şerr,
şerr değil; belki kesb-i şerr, şerdir.
Çünki halk ve icad; umum neticelere bakar. Bir
şerrin vücudu, çok hayırlı neticelere
mukaddeme olduğu için, o şerrin icadı,
neticeler itibariyle hayır olur, hayır
hükmüne geçer. Meselâ: Ateşin yüz hayırlı
neticeleri var. Fakat bazı insanlar sû'-i
ihtiyarıyla ateşi kendilerine şerr yapmakla
"Ateşin icadı şerdir" diyemezler.
Öyle de: Şeytanların icadı, terakkiyat-ı
insaniye gibi çok hikmetli neticeleri olmakla
beraber, sû'-i ihtiyarıyla ve yanlış kesbiyle
şeytanlara mağlub olmakla, "Şeytanın
hilkati şerdir" diyemez. Belki o, kendi
kesbiyle kendine şerr yaptı. Evet kesb ise,
mübaşeret-i cüz'iye olduğu için, hususî bir
netice-i şerriyenin mazharı olur; o kesb-i
şerr, şerr olur. Fakat icad, umum neticelere
baktığı için; icad-ı şerr, şerr değil,
belki hayırdır.
İşte Mu'tezile bu
sırrı anlamadıkları için, "Halk-ı
şerr şerdir ve çirkinin icadı
çirkindir" diye Cenab-ı Hakk'ı takdis
için şerrin icadını ona vermemişler,
dalalete düşmüşler. "Ve-Bil Kaderi
Hayrihi Ve-Şerrihi" olan bir rükn-ü
imanîyi tevil etmişler. L.77
* * *
Evet Kur'anın
dediği gibi, insan seyyiatından tamamen
mes'uldür. Çünki seyyiatı isteyen odur.
Seyyiat tahribat nev'inden olduğu için, insan
bir seyyie ile çok tahribat yapabilir. Müdhiş
bir cezaya kesb-i istihkak eder. Bir kibrit ile
bir evi yakmak gibi. Fakat hasenatta iftihara
hakkı yoktur. Onda onun hakkı pek azdır.
Çünki hasenatı isteyen, iktiza eden rahmet-i
İlahiye ve icad eden kudret-i Rabbaniyedir. Sual
ve cevab, dâî ve sebeb, ikisi de Hak'tandır.
İnsan yalnız dua ile, iman ile, şuur ile,
rıza ile onlara sahib olur. Fakat seyyiatı
isteyen, nefs-i insaniyedir (ya istidad ile, ya
ihtiyar ile). Nasılki beyaz, güzel güneşin
ziyasından bazı maddeler siyahlık ve taaffün
alır. O siyahlık, onun istidadına aittir.
Fakat o seyyiatı, çok mesalihi tazammun eden
bir kanun-u İlahî ile icad eden yine Hak'tır.
Demek sebebiyet ve sual nefistendir ki,
mes'uliyeti o çeker. Hakk'a ait olan halk ve
icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri
olduğu için güzeldir, hayırdır. İşte şu
sırdandır ki: Kesb-i şer, şerdir; halk-ı
şer, şer değildir. Nasılki pekçok mesalihi
tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tenbel
bir adam diyemez: "Yağmur rahmet
değil." Evet halk ve icadda bir şerr-i
cüz'î ile beraber hayr-ı kesîr vardır. Bir
şerr-i cüz'î için hayr-ı kesîri terketmek
şerr-i kesîr olur. Onun için o şerr-i
cüz'î, hayır hükmüne geçer. İcad-ı
İlahîde şer ve çirkinlik yoktur. Belki, abdin
kesbine ve istidadına aittir. Hem nasıl kader-i
İlahî, netice ve meyveler itibariyle şerden ve
çirkinlikten münezzehtir. Öyle de: İllet ve
sebeb itibariyle dahi, zulümden ve kubuhtan
mukaddestir. Çünki kader, hakikî illetlere
bakar, adalet eder. İnsanlar zahirî
gördükleri illetlere, hükümlerini bina eder;
kaderin aynı adaletinde zulme düşerler.
Meselâ: Hâkim seni sirkatle mahkûm edip
hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin. Fakat
kimse bilmez gizli bir katlin var. İşte kader-i
İlahî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat
kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet
etmiş. Hâkim ise, sen ondan masum olduğun
sirkate binaen mahkûm ettiği için
zulmetmiştir. İşte şey-i vâhidde iki cihetle
kader ve icad-ı İlahînin adaleti ve insan
kesbinin zulmü göründüğü gibi, başka
şeyleri buna kıyas et. Demek kader ve icad-ı
İlahî; mebde' ve münteha, asıl ve fer', illet
ve neticeler itibariyle şerden ve kubuhtan ve
zulümden münezzehtir.
S.451
* * *
|