Kainatın Ölümü
Mümkün müdür?
Şu kâinatın
mevti, mümkündür. Çünki bir şey kanun-u
tekâmülde dâhil ise, o şeyde alâküllihal
neşvünema vardır. Neşvünema ve büyümek
varsa, ona alâküllihal bir ömr-ü fıtrî
vardır.
Ömr-ü fıtrîsi
var ise, alâküllihal bir ecel-i fıtrîsi
vardır. Gayet geniş bir istikra ve tetebbu ile
sabittir ki, öyle şeyler mevtin pençesinden
kendini kurtaramaz. Evet nasılki insan küçük
bir âlemdir, yıkılmaktan kurtulamaz. Âlem
dahi büyük bir insandır, o dahi ölümün
pençesinden kurtulamaz. O da ölecek, sonra
dirilecek veya yatıp sonra subh-u haşirle
gözünü açacaktır. Hem nasılki kâinatın
bir nüsha-i musaggarası olan bir şecere-i
zîhayat, tahrib ve inhilalden başını
kurtaramaz. Öyle de: Şecere-i hilkatten
teşa'ub etmiş olan silsile-i kâinat tamir ve
tecdid için, tahribden, dağılmaktan kendini
kurtaramaz. "Eğer dünyanın ecel-i
fıtrîsinden evvel irade-i ezeliyenin izni ile,
haricî bir maraz veya muharrib bir hâdise
başına gelmezse ve onun Sâni'-i Hakîm'i dahi
ecel-i fıtrîden evvel onu bozmazsa, herhalde
hattâ fennî bir hesab ile bir gün gelecek ki:
....
....
manaları ve
sırları, Kadîr-i Ezelî'nin izni ile tezahür
edip, o dünya olan büyük insan sekerata
başlayıp acib bir hırıltı ile ve müdhiş
bir savt ile fezayı çınlatıp dolduracak,
bağırıp ölecek; sonra emr-i İlahî ile
dirilecektir.
İNCE
REMİZLİ BİR MES'ELE
Nasılki su, kendi
zararına olarak incimad eder. Buz, buzun
zararına temeyyu eder. Lüb, kışrın zararına
kuvvetleşir. Lafz, mana zararına kalınlaşır.
Ruh, cesed hesabına zaîfleşir. Cesed, ruh
hesabına inceleşir. Öyle de: Âlem-i kesif
olan dünya, âlem-i latif olan âhiret
hesabına, hayat makinesinin işlemesiyle
şeffaflaşır, latifleşir. Kudret-i Fâtıra,
gayet hayret verici bir faaliyetle kesif, camid,
sönmüş, ölmüş eczalarda nur-u hayatı
serpmesi, bir remz-i kudrettir ki; âlem-i latif
hesabına şu âlem-i kesifi nur-u hayat ile
eritiyor, yandırıyor, ışıklandırıyor,
hakikatını kuvvetleştiriyor. Evet, hakikat ne
kadar zaîf ise de ölmez, suret gibi mahvolmaz.
Belki teşahhuslarda, suretlerde seyr ü sefer
eder. Hakikat büyür, inkişaf eder, gittikçe
genişlenir. Kışır ve suret ise eskileşir,
inceleşir, parçalanır. Sabit ve büyümüş
hakikatın kametine yakışmak için daha güzel
olarak tazeleşir. Ziyade ve noksan noktasında
hakikatla suret, makûsen mütenasibdirler. Yani:
Suret kalınlaştıkça, hakikat inceleşir.
Suret inceleştikçe, hakikat o nisbette kuvvet
bulur. İşte şu kanun, kanun-u tekâmüle
dâhil olan bütün eşyaya şamildir. Demek
herhalde bir zaman gelecek ki: Kâinat hakikat-ı
uzmasının kışır ve sureti olan âlem-i
şehadet, Fâtır-ı Zülcelal'in izniyle
parçalanacak. Sonra daha güzel bir surette
tazelenecektir. YEVME TUBEDDELUL ARDU GAYREL
ARD sırrı tahakkuk edecektir.
Elhasıl:
Dünyanın mevti mümkün, hem hiç şübhe
getirmez ki mümkündür.
S.516
* * *
|