İnsanın Dünyadaki
Hakiki Lezzeti ve Saadeti Nedir?
Dördüncü
Mes'ele: Dünyadaki bu hayatımın hakikî
lezzeti ve saadeti nedir diye yine bu
"Hasbunallahu ve-Ni'mel Vekil" âyetine
baktım, gördüm ki: Bu hayatımın en saf
lezzeti ve en hâlis saadeti imandadır. Yani,
beni yaratan ve yaşatan bir Rabb-ı Rahîm'in
mahluku ve masnuu ve memlukü ve terbiyegerdesi
ve nazarı altında olmasına ve ona her vakit
muhtaç bulunmasına ve o ise hem Rabbim, hem
İlahım, hem bana karşı gayet merhametli ve
şefkatli bulunduğuna kat'î imanım öyle kâfi
ve vâfi ve elemsiz ve daimî bir lezzet ve
saadettir ki, tarif edilmez. Ve
"Elhamdülillahi alâ nimet-il iman" ne
kadar yerindedir diye âyetten fehmettim.
Ş.63
* * *
Kat'iyyen bil ki:
Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce
neticesi iman-ı billahtır. Ve insaniyetin en
âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük
makamı, iman-ı billah içindeki
marifetullahtır. Cinn ü insin en parlak saadeti
ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki
muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en
hâlis sürur ve kalb-i insan için en safi
sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i
ruhaniyedir. Evet bütün hakikî saadet ve
hâlis sürur ve şirin nimet ve safi lezzet
elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır.
Onlar, onsuz olamaz. Cenab-ı Hakk'ı tanıyan ve
seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra,
esrara; ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu
hakikî tanımayan, sevmeyen; nihayetsiz
şekavete, âlâma ve evhama manen ve maddeten
mübtela olur. Evet şu perişan dünyada,
âvâre nev'-i beşer içinde, semeresiz bir
hayatta; sahibsiz, hâmîsiz bir surette; âciz,
miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da
olsa kaç para eder. İşte bu âvâre nev'-i
beşer içinde, bu perişan fâni dünyada;
insan, sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa,
ne kadar bîçare sergerdan olduğunu herkes
anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o
vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad
eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha
döner ve bir ticaretgâh olur.
M.211
* * *
(Risale-i
Nur'dan)
|