Namaz'ın Manası Nedir?
Namazın manası,
Cenab-ı Hakk'ı tesbih ve ta'zim ve
şükürdür. Yani, celaline karşı kavlen ve
fiilen "Sübhanallah" deyip takdis
etmek. Hem kemaline karşı, lafzan ve amelen
"Allahü Ekber" deyip ta'zim etmek. Hem
cemaline karşı, kalben ve lisanen ve bedenen
"Elhamdülillah" deyip şükretmektir.
Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın
çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki,
namazın harekât ve ezkârında bu üç şey,
her tarafında bulunuyorlar. Hem ondandır ki,
namazdan sonra, namazın manasını te'kid ve
takviye için şu kelimat-ı mübareke, otuzüç
defa tekrar edilir. Namazın manası, şu mücmel
hülâsalarla te'kid edilir.
Namaz
dinin direğidir. (Hadisi Şerif)
Namaz, ne kadar
kıymetdar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir
masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne
kadar divane ve zararlı olduğunu, iki kerre iki
dört eder derecesinde kat'î anlamak istersen;
şu temsilî hikâyeciğe bak, gör:
Bir zaman bir
büyük hâkim, iki hizmetkârını, -herbirisine
yirmidört altun verip- iki ay uzaklıkta has ve
güzel bir çiftliğine ikamet etmek için
gönderiyor. Ve onlara emreder ki: "Şu para
ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki
meskeninize lâzım bazı şeyleri mübayaa
ediniz. Bir günlük mesafede bir istasyon
vardır. Hem araba, hem gemi, hem şimendifer,
hem tayyare bulunur. Sermayeye göre
binilir."
İki hizmetkâr,
ders aldıktan sonra giderler. Birisi bahtiyar
idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf
eder. Fakat o masraf içinde efendisinin hoşuna
gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki;
sermayesi birden bine çıkar. Öteki hizmetkâr
bedbaht, serseri olduğundan; istasyona kadar
yirmiüç altununu sarfeder. Kumara-mumara verip
zayi' eder, birtek altunu kalır. Arkadaşı ona
der: "Yahu, şu liranı bir bilete ver. Tâ,
bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim
efendimiz kerimdir; belki merhamet eder, ettiğin
kusuru afveder. Seni de tayyareye bindirirler.
Bir günde mahall-i ikametimize gideriz. Yoksa
iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız
gitmeye mecbur olursun." Acaba şu adam inad
edip, o tek lirasını bir define anahtarı
hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir
lezzet için sefahete sarfetse; gayet akılsız,
zararlı, bedbaht olduğunu, en akılsız adam
dahi anlamaz mı?
İşte ey namazsız
adam ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!
O hâkim ise;
Rabbimiz, Hâlıkımızdır. O iki hizmetkâr
yolcu ise; biri mütedeyyin, namazını şevk ile
kılar. Diğeri gafil, namazsız insanlardır. O
yirmidört altun ise, yirmidört saat her
gündeki ömürdür. O has çiftlik ise,
Cennet'tir. O istasyon ise, kabirdir. O seyahat
ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer
yolculuğudur. Amele göre, takva kuvvetine
göre, o uzun yolu mütefavit derecede
kat'ederler. Bir kısım ehl-i takva, berk gibi
bin senelik yolu, bir günde keser. Bir kısmı
da, hayal gibi ellibin senelik bir mesafeyi bir
günde kat'eder. Kur'an-ı Azîmüşşan, şu
hakikate iki âyetiyle işaret eder. O bilet ise,
namazdır. Birtek saat, beş vakit namaza
abdestle kâfi gelir. Acaba yirmiüç saatini şu
kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarfeden ve o
uzun hayat-ı ebediyeye birtek saatini
sarfetmeyen; ne kadar zarar eder, ne kadar
nefsine zulmeder, ne kadar hilaf-ı akıl hareket
eder. Zira bin adamın iştirak ettiği bir
piyango kumarına yarı malını vermek, akıl
kabul ederse; halbuki kazanç ihtimali binde
birdir. Sonra yirmidörtten bir malını, yüzde
doksandokuz ihtimal ile kazancı musaddak bir
hazine-i ebediyeye vermemek; ne kadar hilaf-ı
akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar
akıldan uzak düştüğünü, kendini âkıl
zanneden adam anlamaz mı?
Halbuki namazda
ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı
vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş
değildir. Hem namaz kılanın diğer mubah
dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet
hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye-i
ömrünü, âhirete mal edebilir. Fâni
ömrünü, bir cihette ibka eder.
* * *
|