Cenabı Hakk Kur'an'da,
Yerleri ve Gökleri Altı Günde Yarattığını
Söylüyor. Bunun Açıklaması Nedir?
Birincisi:
Meselâ: "halekessemavatı vel arze
fisitteti eyyam" "Altı günde
gökleri ve yerleri yarattık" demek olan;
hem belki bin ve elli bin sene gibi uzun zamandan
ibaret olan eyyam-ı Kur'aniye ile insan
dünyası ve hayvan âlemi altı günde
yaşıyacağına işaret eden hakikat-ı
ulviyesine kanaat getirmek için, birer gün
hükmünde olan herbir asırda, herbir senede,
herbir günde Fâtır-ı Zülcelal'in halkettiği
seyyal âlemleri, seyyar kâinatları, geçici
dünyaları, nazar-ı şuhuda gösteriyoruz. Evet
güya insanlar gibi dünyalar dahi, birer
misafirdir. Her mevsimde Zât-ı Zülcelal'in
emriyle âlem dolar, boşanır. (14.Söz)
* * *
Bahar mevsiminde
arzın sathında yapılan nebatî haşirlere
dikkat lâzımdır. Evet altı gün zarfında, o
karışık nebatatın tohumlarından ölmüş,
çürümüş, kaybolmuş olan cesedleri
galatsız, haltsız kema-fi-s sâbık inşa ve
iade etmekle, arz meydanında nebatî haşirleri
yapan kudret, semavat ve arzı altı günde
halketmesinden âciz değildir. Ve o kudrete
nazaran göz işareti kadar kolay olan haşr-i
insanîyi yapmamak imkânı var mıdır? Evet
haşr-i nebatîde kelimeleri, yazıları tamamen
silinmiş üçyüz bin kadar sahifeleri,
birlikte, bilâ-halt ve bilâ-galat kısa bir
zamanda eski yazılarını iade eden bir kudrete,
tek bir sahifeden ibaret bulunan haşr-i insanî
ağır gelir mi? Hâşâ! (Ms.47)
* * *
Gökleri ve zemini
altı günde yaratmak gibi geçmiş ve gaybî ve
çok acib bir hâdiseyi, hazır ve göz önünde
bir hâdise ile isbat etmek ve onun gibi acib bir
tanzir olarak zeminin yüzünde bahar mevsiminde
haşr-i a'zamın yüzbinden ziyade misallerini
gösterir gibi, ikiyüz binden ziyade nebatat
taifelerini ve hayvanat kabilelerini beş-altı
haftada inşa edip kemal-i intizam ve mizan ile
iltibassız, noksansız, yanlışsız, beraber,
birbiri içinde idare, terbiye, iaşe, temyiz ve
tezyin eden.. hem "Yuliculleyle finnehari
ve yuliculleyle filleyl" âyetinin sarahatıyla zemini
döndürüp, gece-gündüz sahifelerini yapan ve
çeviren, yevmiye hâdisatıyla yazan
değiştiren aynı zât, aynı anda, en gizli, en
cüz'î olan kalblerin hatıratlarını dahi
bilir ve iradesiyle idare eder. Ve mezkûr
fiillerin herbiri birtek fiil olduğundan,
zarurî olarak, onların fâili dahi birtek
vâhid ve kadir olan fâil-i zülcelallerinin,
bedahetle öyle bir kibriya ve azameti var ki:
Hiçbir yerde, hiçbir şeyde, hiçbir cihetle,
hiçbir şirkin hiçbir imkânını, hiçbir
ihtimalini bırakmıyor, köküyle kesiyor. Madem
böyle bir kibriya ve azamet-i kudret var ve
madem o kibriya nihayet kemaldedir ve ihata
ediyor. Elbette o kudrete acz veya ihtiyaç ve o
kibriyaya kusur ve o kemale noksaniyet ve o
ihataya kayd ve o nihayetsizliğe nihayet veren
bir şirke meydan vermesi ve müsaade etmesi,
hiçbir vecihle mümkün değildir. Fıtratını
bozmayan hiçbir akıl kabul etmez. (Ş.155)
* * *
|