| Sempozyum 
18 KASIM 2007 – PAZAR
(İstanbul Gösteri ve Kongre
Merkezi)
“ADL” İSMİ: RİSALE-İ
NUR’DA ADALET KAVRAMI VE ONTOLOJİK AÇILIMI
Prof. Dr. Colin Turner, Durham
Üniversitesi, İNGİLTERE
Bu tebliğin çıkış noktası
Kur’an’ı Kerim’de ifade edilen ve Risale-i
Nur’da tebarüz eden “yaratılışın gayesinin marifatullah”
olmasıdır. İşte Said Nursi bu tılsım-ı muğlakı
Risale-i Nur’la açmaya çalışmıştır. Şüphesiz
bu anlamda kainatın en manidar meyvesi ve
yaratılışın muhatabı insandır. İnsan esmayı idrak
noktasında hem kainattaki tecellileri okumak hem de
kendisi bizzat ayine olmak noktasından müstesna bir
konuma sahiptir.
Nursi yaratılışın
odaklandığı insanın, Kur’an, Kainat ve Nübüvvet
üçlüsünü doğru anlamakla görevini bihakkın yerine
getirebileceğini ifade eder. Tevhid esaslı bu bakış
açısında Adl ismi insan-kainat ve ahiret açısından
merkezi bir konuma sahiptir. Tebliğde ADL isminin
Kainat-Kur’an ve Nübüvvet üçlüsünün, adeta
genlerine işlemiş, derinliği Risale-i Nur
perspektifinde ele alınmıştır.
Adaletin;
yaratıcı-yaratılanlar, yaratılanların kendi
aralarındaki ilişkileri ve insanlar arası sosyal,
ekonomik ve siyasî boyutlarıyla nasıl ele alındığı
anlatılmaktadır.
19 KASIM 2007 - PAZARTESİ
(MARIN
PRINCESS OTEL )
A SALONU A1 ORTAK OTURUMU
TEBLİĞ ÖZETLERİ
YARATILIŞTAKİ ADALET VE
DENGE: SAİD NURSİ’NİN ANALİTİK BAKIŞI
Prof. Dr. Bilal Kuşpınar, Mc
Gill Üniversitesi, KANADA
Nursi, adaleti Kur’an’ın
dört önemli unsurundan ve temel maksatlarından biri
olarak görür. Diğer üç önemli unsur ise tevhid,
nübüvvet ve haşirdir. Nursi ayrıca bu dört unsurun
Kur’an’ın bütününü oluşturduğuna inanır,
öyle ki bir kimse dikkatli baktığında Kur’an’ın
her bölümünde bu unsurları görür ve izine rastlar.
Bununla beraber, O Kur’an’ı meydana getiren her bir
cüz’ün, Kur’an’ın tamamının bir aynası olarak
düşünür.
Said Nursi, insanın etrafındaki
varlıklara olumlu bir tavır takınması ve onları
dikkatlice gözlemlemesi, fizik gözlerle değil basiret
gözüyle bakması gerektiğini söyler. İnsan ancak
böyle bir bakış ile yaratılıştaki dengenin ve
herşeyde etkisi görülen adaletin farkına varabilir.
Yine bu bakış açısıyla, bütün yaratıklar hem
Allah’ın varlığını, isim ve sıfatlarını
gösteren açık bir mührü, hem de O’nun hikmetli,
adaletli, cömert ve merhametli olduğunun birer şahidi
olarak görülecektir. Bu durumda, akli bir bakış
açısıyla, mükemmel bir sahne gibi tefriş edilmiş
olan bu harika âlemdeki her bir varlık üzerinde
görülen Allah’ın isimleri, sıfatları, fiilleri ve
cilvelerini görmek son derece önem kazanmaktadır.
SAİD NURSİ’NİN ADALET
YAKLAŞIMI VE İSLAM DÜNYASINDA SİYASİ
DEĞİŞİMLERDEKİ ROLÜ
Prof Dr. Leonid Sykiainen, Devlet
Ekonomi Üniversitesi, MOSKOVA
Önemli bir düşünürün
fikirlerinin önemi, sadece onların entelektüel
muhtevâsı, ana kaynaklara ne ölçüde uyduğu,
kullandığı delillerin iknâ edici niteliğe sahip
olması ile belirlenemez, bilakis bunlardan daha fazla,
içinde yaşadığı toplum bir krize maruz kaldığında
ya da geleceğini garanti altına almak için
çözülmesi gereken problemlerle yüzyüze geldiğinde,
söz konusu düşünürün fikirlerinin oynadığı rol
ile belirlenebilir.
Büyük bir düşünürün
düşünceleri, eğer sadece kimi sınırlı grupların,
hatta milletlerin bilinç ve davranışlarını değil
de, bilakis bütün bir insanlığın düşünme
tarzını ya da en azından bugün yaşadığımız
dünyada Müslümanlar gibi büyük bir yekun tutan dinî
bir topluluğu etkiliyorsa, işte o zaman bu
düşünceler büyük olarak nitelenebilirler.
Said Nursi, böyle
düşünürlerin arasında şerefli bir yer işgal
etmektedir. Zira, Nursi’nin düşünceleri, hem İslâm
ülkelerindeki hali hazır vaziyetle, hem de
İslâm’ın bu ülkelerde oynadığı rol ile doğrudan
doğruya bağlantılıdır. Said Nursi, kelimenin gerçek
anlamıyla bir siyasî düşünür değildir, ancak
yukarıda sözü edilen milletlerin siyasî geleceği,
şayet onun düşünceleri hesaba katılırsa, daha
esaslı bir şekilde öngörülebilir. Çünkü O, hem
bir din olarak İslâm’ın anlaşılmasına, hem de
günümüz dünyasında oynadığı rolün idrak
edilmesine çok büyük bir katkıda bulunmuştur.
A SALONU A2 OTURUMU TEBLİĞ
ÖZETLERİ
NURSİ VE KAİNATTAKİ
DAYANIŞMA: İNSAN TOPLULUKLARI İÇİN ADALET MODELİ
Doç. Dr. Said Özervarlı, İSAM,
TÜRKİYE
Said Nursi’ye göre güneş
sistemindeki akıl almaz dengeden tutun da sivrisineğin
gözü ile güneşin ahenk içinde olması, oradan da
kainattaki varlıklar arasında bulunan anlamlı ve
gayeli var oluş ve irtibata kadar herşey nizam ve
düzeni gösteren bazı işaretlerdir. Kainata dikkat
edilince en ufak bir karışıklık eseri görülmemekte,
diğer taraftan herşeydeki hassas ölçülü denge de
nihayet derecede hükmeden bir adalete işaret
etmektedir. İşte Nursi, kainatta var olan bu düzenin
ADİL bir zatın varlığını gösterdiğini ve bunun
insan toplulukları için uyulması ve uygulanması
gereken bir örnek oluşturduğunu gayet güzel bir
üslupla eserlerinde ele almıştır. Makalede fizik
alemde var olan bu âdilane düzenin, sosyal alemde de
olması gerektiği üzerinde örneklerle durulmuştur.
DÜNYADA YAPTIKLARIMIZDAN
MUHASEBEYE ÇEKİLECEĞİZ
Prof. Dr. Ian Markham, Dekan ve
Başkan,Virginia İlahiyat fakültesi, ABD
Nursi’ye göre –kesinlikle-
biz Allah katında önemli olduğumuz için, Allah ne
yaptığımıza dikkat etmektedir. Kainatın
yaratıcısının benim davranışlarımı her an
görmesi ve kayda alması Nursi için, bizi mucize yapan
yönlerden birisidir. Bir ebeveynin bir bebekten
küçük beklentileri vardır. (Çünkü bebek
farklılıkları bilmez). Fakat yetişkin bir çocuktan
daha yüksek beklentileri vardır. (Çünkü yetişkinler
farklılıkları bilir). Bunun gibi Allah’ın da bizden
yüksek beklentileri var. Hayatta yaptığımız
davranışlarımızdan, ebedî âlemde sorumlu
olacağımızı bilmemiz aslında bir şereftir.
Nursi’ye göre davranışlar,
insanın bu dünyaya bakış açısıyla
bağlantılıdır. Eğer bir insan bu dünyanın büyük
bir tesadüf sonucu oluştuğuna inanıyorsa; onda
faziletli bir davranış bulmak çok zordur; eğer bir
insan bu dünyanın planlı bir şekilde
tasarlandığına inansa, o zaman her davranışı için
sorumlu olacağını düşünür. 10. Sözün başındaki
hikaye işte tam bu noktayı vurgulamaktadır: akılsız
adam kainatta bir yaratıcının bulunduğuna
inanmadığı için, davranışlarından dolayı sorumlu
olmayacağını düşünerek ahlaksız davranışlarda
bulunmaktadır.
Şüphesiz ki Nursi doğruyu söylemektedir:
Bizler hayatta yaptığımız her davranışımızdan
sorumlu olacağız anlayışıyla yaşamalıyız. “Var
olma” bize değerli bir hediye olarak Allah tarafından
verildi. Bu yüzden de hayatımızı Allah’a tam
teslimiyet içinde yaşamak, bizim için bir
zorunluluktur. Ne zaman biz özgürlüğümüz adına ona
boyun eğmemeyi tercih edersek, işte o zaman bütün
dünyada örneklerini gördüğümüz trajik sonuçlar
ortaya çıkar. O halde adalet, hepimizin sorumluluk
altında olmamızın bir gereğidir.
ŞEFKAT ESASLI ADALET :
RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİ
Dr. Aref Ali Naed , Kraliyet
Stratejik İslami araştırmalar Merkezi, ÜRDÜN
Şefkat ve cömertliğin bazen
adaletle ters düştüğü görülebilir. Risale-i Nur
incelendiğinde şefkatin adalete esas olduğu
açıkça görülebilir. Nursi’ye göre adalet Cenab-ı
Hakk’ın rahmet ve şefkatinin bütün mahlukata
tecellisi olarak görülür. Bu anlamda adalet
yaratılışla kainatın genlerine işlemiş adeta
yaratılış kadar kainatla, Kur’an’la ve Hz
Muhammed’le (SAV) bütünleşmiştir.
SAİD NURSİ VE THOMAS
MERTON’A GÖRE ADALET
Prof. Dr. David R. Law, Manchester
Üniversitesi, İNGİLTERE
Tebliğinde iki teologun
düşüncesinde ibadetin yerini anlatan Law, iki
düşünürün ibadet anlayışı ve mücadelelerinde
sekülarizm tehdidine karşı ibadet hayatlarını nasıl
yaşamışlar sorusunun cevabını aramaktadır.
Aralarındaki bazı
farklılıklara rağmen, Nursi ile Merton arasında çok
ilginç bağlantı noktaları var. Yaşadıkları
çağdan farklı olarak, her ikisi de birbirinin
inancına saygı duymuşlar. Merton, Müslüman bir
arkadaşına gönderdiği bir mektubunda “Kur’an’ı
derin bir dikkat ve saygı ile okuduğunu” söyler ve
Kur’an’da Allah’ın isimlerindeki yoğunluğun
kalbinin derinliklerini harekete geçirip
heyecanlandırdığını, Allah’ın
bağışlayıcılığının ve merhametinin, yapılan dua
ve niyazların kendisini etkilediğini yazar. Nursi de
benzer şekilde, hakiki Hıristiyanlara olumlu bakar ve
onları dinsizliğe karşı bir ittifak tarafı olarak
görür. Hatta, Nursi, dinsizlik cereyanına karşı
Müslüman ve Hıristiyanları birlik olmaya çağırır.
Hem Nursi hem de Merton
sekülarizmin kendi yaşadıkları toplumları
üzerindeki etkisinden endişe etmişlerdir. Her ikisi de
ibadeti materyalizm ve sekülarizmle mücadele için
önemli bir cevap ve davranış olarak
görmüşlerdir. Her ikisi de ibadeti sosyal dayanışma
hareketi ve adalet için bir kaynak olarak
görmüşlerdir; ibadeti sadece Allah’tan bir şeyler
istemek için değil, yaratılışın bir onayı olarak değerlendirmişlerdir
ve insanın Allah’la doğru ilişkisi olarak yorumlamışlardır.
Kısacası, hem Merton hem de Nursi için sekülarizmin
getirdiği krizlere çözümde din çok önemli
bir role sahiptir.
A SALONU A3 OTURUMU TEBLİĞ
ÖZETLERİ
DOĞAL AFETLER VE İLAHİ
ADALET
Prof. Dr. Thomas Michel,
Dinlerarası Diyalog Sekreteri, İTALYA
“Doğal Afetler ve İlahi Adalet
Arasında İlişki” başlığını taşıyan
tebliğinde Thomas Michel, Said Nursi ve Risale-i
Nur’la ilgili şu tespitlerde bulunmaktadır:
Nursî’nin “Allah’ın
insanın işlediği günahlara bir ceza olarak musibetler
gönderdiği” düşüncesini bir çok modern insan,
basitçe ve ilkel görebilir. Yine Nursi’nin
“Yaratıcı bu tür afetlerle, insanları imtihana tabi
tutar ve onları uyarıp imana yönelmeleri,
şükretmeleri, sabırlı birer kul olmaları şeklindeki
fikirlerini, acı ve ızdırap içinde kıvranan insan
realitesine verilmiş katı bir cevap” olarak
düşünebilirler.
Nursi’ye göre doğal afetlerde,
“suçlanan unsurlar” ve yeryüzü tabakaları,
okyanus hareketleri, volkanik tabakalardaki tektonik
hareketler, doğal afetlerde zarar gören afetzedelere
yeterli ve ikna edici bir umut vermiyor. Oysa Nursi, bu
tür âfetlerin ve musibetlerin içinde sathi nazarlı
insanların idrakinin ötesinde bir anlam arıyor. Nursi,
söz konusu elem verici hadiselerde Allah’ın adalet ve
şefkat elini görüyor, gösteriyor ve bu olayları dua
ve şükür vakti için birer fırsat olarak gösteriyor.
O halde bu bakış açısına göre, musibet ve belâlar,
kurbanlarını yok eden amaçsız olaylar değil,
Allah’ı tanımak, hikmetini anlamak ve sığınmak
için birer fırsattır.
İNSANIN ACI ÇEKMESİ VE
İLAHİ ADALET
Prof. Dr. Fauzan Saleh, Kediri
Üniversitesi, ENDONEZYA
Nursi’nin eserlerinde ilahi
adalet temel bir konudur. Bu mesele, Risale-i Nur’un
bir çok yerinde farklı başlıklar altında işleniyor.
Sözler adlı eserinde yaptığı gibi, adalet birbirine
zıt iki türe ayrılır: müspet (pozitif) ve menfi
(negatif) adalet. Pozitif adalet, “hak edene hakkını
vermek” anlamına gelir, bu adalet dünyanın her zaman
her tarafında her mahlukta görülmektedir. Adaletin bu
türünde Yüce Yaratıcıdan istenilen bütün arzu ve
isteklere cevap verilir, ta ki varlık ve hayatın
ihtiyaçları karşılansın. Diğer adalet türü olan
negatif adalet ise, âdil olmayanı cezalandırır;
haksızlık edenlere haksızlıklarına karşılık ceza
verir. Nursi’ye göre bu çeşit adalet, bu âlemde tam
olarak uygulanamıyor, hatta bunun da ötesinde negatif
adaletin uygulanmadığını gösteren sayısız işaret
olduğu da vurgulanmaktadır. Nursi, Ad ve Semud kavmi
başta olmak üzere isyankâr insanlara tarih boyunca
verilen cezalara vurgu yapmaktadır. Nursi’ye göre,
kâinatta gözle görülen bütün gerçekler, ilahi
adaletin mevcûdyetini gösterir.
Said Nursi’nin düşüncesinden
anlaşılan şu ki, dindarlar kesinlikle ümitlerini
yitirmemeli ve hayatın zorluk ve acıları karşısında
ümitsizliğe düşmemelidir. Onlar, emin ve kararlı bir
şekilde kalmalıdırlar, adalet ve merhamet sahibi,
cömert olan Allah’a güvenlerini sürdürmelidirler.
TÜRK HALKININ I. DÜNYA
SAVAŞINDA ÇEKTİĞİ ACILAR VE NURSİ:
İLAHİ CEZA
Prof. Dr. Brian Capper, Canterbury
Christ Church Üniversitesi, İNGİLTERE
Brian Chapper, tebliğinde Said
Nursi’nin gördüğü bir rüyadan yola çıkarak Türk
halkının I. Dünya Şavaşı’nda çektiği acılara
dini bir perspektiften getirdiği yoruma değinir.
Capper, Said Nursi’nin görüşleri çerçevesinde şu
noktaları dile getirir:
Nursi, elit kesim ile halk
arasındaki düşmanlığı ortadan kaldırmada zekâtın
çok önemli bir yeri olduğunu söyler. Said Nursi’ye
göre, dindar insanlar kendilerindeki servetin
kendilerine ait olmadığı bilincindeler, onlar
kendilerine verilen nimetlere karşılık ne kendilerine
ne de başka şeylere minnet duyarlar. Onların minneti,
sadece bu serveti kendilerine bağışlayan Yüce
Allah’adır. Bu bakış açısı, şefkat ve merhametin
bir gereği olarak adalet ve özgürlük getirir;
yardımda bulunan kişi, yardım alan kişiyi sosyal
eşitsizlikten kurtarır. Fakir, kendisine ihsan edene
değil, Allah’a müteşekkir olur.
Nursi gördüğü rüyanın yorumu
çerçevesinde, toplumdaki istikrarsızlık ve
ahlaksızlığın önemli ölçüde ekonomik kaoslardan
kaynaklandığını söyler. Toplumdaki sosyal
bozulmanın bencillik ve ahlâksızlıkla
başladığını vurgulayan Nursi, bu sosyal bozulmanın
temelini aşağıdaki iki cümlede özetler:
1.
Ben tok olsam başkaları açıklıktan ölse bana ne.
2.
Sen çalış, ben yiyeyim.
KÜLTÜRÜN ÖZÜ OLARAK ADALET
Prof. Dr. Muhammed Ahmed
el-Kâmil, San’a Üniversitesi, YEMEN
Üstad Bediüzzaman Said
Nursî’nin beşerin manevî hastalıklarına çok
hassas ve dakik teşhisler koyduğunu ifade eden Prof.
el-Kâmil, aynı zamanda O’nun söz konusu
hastalıklara şifâ verecek ilaçları da sunduğunu
söylemektedir.
el-Kâmil şunları söylüyor:
Nursî, beşerî medeniyette
olumsuz yansımaları olan hastalıklara, akla, kalbe,
nefse ve vicdana beraberce hitap edebilen iknâ edici bir
metotla îmanın köklerini takviye eden bir reçete
sunmaktadır.
Nursî tarihin hareketini okurken
ve hadiseleri değerlendirirken İslâmî metodoloji ve
bakış açısına göre bir yol izleyerek, çok dengeli
bir tavır ortaya koymaktadır. Buna göre mesela tarihî
hadiseler, sadece insan fiilinin mahsulü değildir;
bilakis bir hadisede hem insanın hem de kader-i
İlâhînin beraberce tasarrufu bulunmaktadır. Tarihî
bir hadisede İlâhî adalet, adil bir şekilde ve o
hadisenin gerçek sebep ve hikmetlerine bakarak insanın
fillerine müdahil olabilmektedir.
Üstad Nursî, tarihî bir takım
hadiselere değindiği yerlerde insanların her zaman ve
mekanda istifade edebileceği Kur’anî-tarihî boyutun
ehemmiyete vurgu yapmaktadır. Zira ona göre bu
hadiseler, kainatta ve beşer dünyasında sabit ve
umûmî olan İlâhî kanunların birer küçük
numûnesi hükmündedir.
A SALONU A4 OTURUMU TEBLİĞ
ÖZETLERİ
NURSİ’NİN ŞEFKAT ANLAYIŞI
VE KANT’IN BAŞKASINI DÜŞÜNME TEORİSİ
Prof. Dr. Ian Kaplow, Hildesheim
Üniversitesi, Almanya
Tebliğinde Said Nursi’nin
şefkat anlayışını ve Kant’ın başkasını
düşünme teorisini karşılaştıran Kaplow,
Nursi’yle ilgili şu tespitlerde bulunuyor:
İyi bir insan olma noktasında
Said Nursi’nin düşüncesinde şefkat çok önemli bir
role sahip olup, modern anlayıştan farklı olarak
adalet anlayışıyla bağlantılıdır. Nursi’ye göre
her kim Allah’ın merhamet ve şefkatine sığınırsa
o doğru ve müstakim bir insan olur ve merhamet sahibi
Allah tarafından ağarlanan bir misafir olur. Masum bir
insana zarar vermekten sakınmak, Nursi’nin şefkat
kökenli ahlâk ve adalet anlayışında bir
zorunluluktur.
ADALET, SAİD NURSİ, İSLAM VE
HRİSTİYANLIK:
DİNLER VASITASIYLA SINIRLAR
ÖTESİ BİR İŞ BİRLİĞİ ZEMİNİ
Ross Nicall Ferguson Collins,
Anglikan Rahip, İngiltere
Globalleşen dünyada bir çok
adaletsizliklerin yaşandığını dile getiren yazar, bu
adaletsizliklerin dinler arası iş birliği ile
azaltılabileceğini dile getirmektedir. Özellikle,
Said Nursi’nin görüşlerinin bu konuda benzer
yaklaşımlar gösteren bazı Hristiyan liderlerin
görüşleriyle mukayese edilmesinin faydalı
olacağını ifade etmektedir.
Yazar, yer yer Risalelerden
iktibaslar yaparak insanlık için daha onurlu bir
hayat ve daha yaşanılır adil bir dünya
için Nursî’nin fikirlerinin bir an evvel dinler
arası iş birliği ile uygulamaya geçirilmesinin
gereğini anlatıyor. Bunun yanı sıra, zekatın haram
kılınması ve zekatın vacip oluşunun, özellikle Afrika’da
yoksullukla mücadelede ne derece önemli olduğunu ifade
ediyor; gelişen teknoloji ile dünyanın daha adil
yönetilebileceğini ve bunun esaslarının da
Risalelerde ele alındığı üzere vahiy esaslı
Kur’an medeniyetinde olduğunu vurguluyor. (Makalede bu
konu, felsefe ve Kur’an medeniyetlerinin mukayeseleri
yapılarak ele alınmış).
BEDİÜZZAMAN’IN VİCDANA
DAYALI SOSYAL HUKUK VURGUSU:
ADALETE GİDEN KESTİRME YOL
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İnsani
Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı Başkanı-Psikiyatri
Uzmanı, TÜRKİYE
Bediüzzaman “Saadet-i
beşeriye, dünyada adalet ile olabilir. Adalet ile
doğrudan doğruya Kur’an’ın gösterdiği yol ile
olabilir’’ diyor. Evet iman, kalpte, kafada daimi bir
manevi yasakçı bıraktığından fena meyelanlar
histen, nefisten çıktıkça “yasaktır” der terk
eder kaçınır” diyerek vicdani bekçinin,
zihinsel jürinin önemini vurguluyor. (Hutbe-i Şamiye
1. Zeyl (82-83)
Ayrıca eğer beşer çabuk
aklını başına almazsa, İlahi adalet ölçülerine
uygun davranmazsa “maddi manevi kıyametler
başlarına kopacak, anarşilere ve ye’cüc ve
me’cüce teslim-i silah edecekler” diyerek asrın
insanını uyarıyor. Günümüzde şiddetin,
intiharların, boşanmaların, uyuşturucu
kullanımının, gay ve lezbiyen akımlarının batı
toplumlarında dalga dalga yayılması adalet
ölçülerinin bozulması ile ilgili olduğu dikkatli
tespitlerle anlaşılmaktadır. ABD’de çocuk ıslah
evlerinde suçlu çocuklara merhamet ve empati
duygularını öğretmeden toplum içine bırakmama adli
psikiyatri uygulaması olarak bilinmektedir.
Ra’d suresi 11. ayette “Bir
kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların
durumunu değiştirmez”. Şura suresi 38. Ayette
“Onlar meselelerini aralarında istişare ederler”
gibi ayetler ve “Nasılsanız öyle idare
edilirsiniz” hadis-i şerifi insanları zorla
Müslüman yapmaktan men eder. “Dinde zorlama yoktur”
ayeti doğru yorumlanırsa İslam dininin demokratik
cumhuriyet yönetimi ile doku uyuşmazlığı içinde
olmadığı tezinin Bediüzzaman tarafından
savunulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Sonuç olarak, Bediüzzaman
adaleti kişinin iç dünyasında, ilim çevrelerinde ve
insanlarla ilişkilerinde ve halkın temsilciler
aracılığı ile kendini yönetmesini tezinde hem değer
olarak hem de yöntem olarak savunmuştur.
Özgürlükçülük, çoğulculuk, katılımcılık gibi
temel demokratik değerleri eserlerinde ısrarla
vurgulamıştır. Günümüzde bu değerleri savunanlara
din adına kafir diyen ve kanları helaldir diyenlerin
varlığı düşünülürse Bediüzaman’ın
çağımızın bir fırsatı olduğu anlaşılır.
İSLAM’IN GERÇEK BİR
TEMSİLCİSİ OLARAK RİSALE-İ NUR
Claire Forbes, Londra
Üniversitesi, İNGİLTERE
Claire, tebliğinde İngiliz
medyasındaki İslam ve İslam’ın gerçek bir
temsilcisi olarak gördüğü Said Nursi ve Risale-i
Nurla ilgili şu noktalara değinmektedir:
Said Nursi eserlerinde devamlı
İslam ile batı arasında karşılaştırmalar yapar.
Onun batı medeniyetiyle ilgili eleştirisi ve İki
Avrupa’dan bahsetmesi -birisi erdemli faziletli,
diğeri çökmüş, bozulmuş Avrupa- İngiliz gazeteleri
için Müslümanları ve İslam’ı tanımlamaları
açsından aydınlatıcı olabilir.
Said Nursi faziletli Avrupa
medeniyetini şöyle tanımlar: Takip ettiği bilim,
adalet ve doğruya hizmet eder; ve sanayi ve
sosyal hayat için faydalıdır. Ona göre bütün bu
güzellikler de Avrupa gerçek Hrıstiyanlıktan
beslenmiştir. O ayrıca, şeriat ve hadis medeniyetinin
güç, kuvvet yerine doğruyla işlediğini söyler,
faydacılık yerine erdem, ırkçılık yerine
birliktelik, kavga çekişme yerine karşılıklı
yardımlaşmayı koyar.
Radikaller, İslam ve batı
arasındaki çatışma için medyayı başarıyla
kullanıyorlar. Eğer gerçek Müslümanlar bu
radikallerin görüşlerine karşı iseler, onlar
kendilerini bu radikallerin platformundan uzak
tutmalıdırlar. Said Nursi’nin alternatif
perspektifi ve Risale-i Nurdaki öğretisi, İngiliz
medyası tarafından pek bilinmiyor. Son on iki ayda tek
bir İngiliz gazetesi bile bu tür konularda Nursi ile
ilgili bir referans göstermemiştir. Medyada çıkan
haberlere –Said Nursi merkezli- cevaplar vererek
Müslümanlar medyadaki İslam’ın olumsuz bilinen
imajını değiştirebilirler.
BASKI VE ZULME DİRENMEDE
METİN HAYAT ÖRNEKLERİ
Prof. Dr. Martyn Percy, Ripon
Üniversitesi, İNGİLTERE
Tebliğinde Said Nursi, Trevor
Huddleston ve Martin Luther King’i baskı ve zulümlere
direnme ve adalet için mücadele noktasında
karşılaştıran Percy, Nursi ile ilgili olarak şu
noktaları vurgular:
Nursi, söylemlerinde hukuk,
adalet, özgürlük, kardeşliğin İslam’ın emri
olduğunu söyler. Daha da ötesinde, bu tür
kavramların Hz. Muhammed (a.s.m.) tarafından
uygulandığını vurgular ve sonrasında ise, bu
kavramların bizzat Hz. Muhammed (a.s.m.) tarafından
uygulandığını yazar. Bundan dolayı Nursi;
despotizmin İslam’la kesinlikle uyuşmadığını
savunur.
Nursi’nin vizyonu –dini
doğru ve değerlerle desteklenen özgürlük, adalet,
sosyal refah- ironik olarak moderniteye karşı
ılımlıdır. Mesela, O, bir taraftan
bilimsel ve mecâzî bir dil kullanırken, diğer
taraftan dinle bilim arasındaki uyumu daha derin
bir şifre ile ortaya koyar.
SAİD NURSİ’NİN
DÜŞÜNCESİNDE HAKİKİ ADALETİN BÜYÜK TEMSİLCİ
OLARAK İMAM ALİ’NİN YERİ
Prof. Dr. Hamidreza Ayatollahy,
Allameh Tabatabaii Üniversitesi, İran
Said Nursî, Mektubat adlı
eserinde Hz. Ali’yi hakiki adaletin (adâlet-i mahza)
en büyük temsilcisi olarak tanımlar. Nursi’ye göre
Hz. Ali kendi zamanında hakiki adaleti temsil etmiştir.
Hz. Ali’nin halifeliği zamanında bazı
karışıklıklar çıkmış ve savaşlar yapılmıştır.
Said Nursî; bu karışıklığın Hz. Ali’nin hakiki
adaleti istemesinden dolayı çıktığını söyler.
Diğerleri –kendisine karşı çıkanlar- İslam devletini
kuran ilk kuşak olmalarına rağmen, adalet-i mahzaya
dayanamamış, onun yerine adalet-i izafiyeyi –göreceli
adalet- tercih etmişlerdir.
Said Nursî’ye göre masum bir
insanın hakkı, bütün bir topluluğun hatırı için bile
feda edilemez. Bir fert cemaate, çoğunluğa, topluma, devlete
kurban edilemez. Yüce Allah’ın indinde hak haktır, büyüğü
ve küçüğü arasında hiç bir fark yoktur.
A SALONU A5 OTURUMU TEBLİĞ
ÖZETLERİ
CİNSİYETTE ADALET
Dr. Paddy Daniel, Canterbury
Christ Church Üniversitesi, İNGİLTERE
Bana göre cinsiyet adaleti bir
uzay boşluğu gibi sınırsız olmalı ve bütün
insanlık bu adalet özgürlüğüne en yüksek seviyede
sahip olmalıdır. Bediüzzaman Said Nursi’nin adalet
“Kur’an’dan alınmış kutsal, doğru ve hak prensiplerine
bağlı olmalı” ifadesi ilk etapta bu boşluğu
sınırlandırıyor gibi görünebilir. Hıristiyan ve
Müslüman feministler arasındaki anlamlı diyalogun
olabilmesi, bir anlaşma ve çerçeve sınırı
belirlemek yerine tartışma ve aktif dinleme
fırsatıyla doğabilir.
Fakat, Risale-i Nur’un adalet
anlayışı “İlahi adalet bireye, topluma,
kişiye ve bütün insanlığa bir fert gibi eşit
davranır.” temel anlayışına dayanır. Çünkü
bütün fertler –yaratılış ve esmanın tecellisine
mazhar olmak noktasında- yaratıcının katında
eşittirler. Her ne kadar bu anlayış, Kur’an’ın
içindeki öğretilere dayanıyorsa da onun ötesinde
oluşan boşlukta Hıristiyanlar ve Müslümanlar bu
noktada etkili bir şekilde birbirleriyle iletişim
kurabilirler.
Said Nursi’nin tabiat ve
insanlık içindeki Allah anlayışı, Hristiyan bayanlar
için kendilerini Allah’ın yeryüzündeki bir
tecellisi görmeleri açısından son derece önemli ve
anlamlıdır.
Her ne kadar Nursi, eserlerinde
kutsal kitabın önemini ve Allah’ın “ol” emrini
vurgulamışsa da onun yorumu olan “hava çok
merhametli ve cömert olan Allah’ın hızlı ve çevik
bir hizmetkârı olarak yeryüzünde Allah’ın
misafirlerine (insanlığa) hizmet ediyor” ifadesi
Hıristiyan bayanları Kur’an’daki ilahi anlayışın
dışında tutmaz. Nursi’nin anlayışına göre
erkek-bayan Allah’ın yeryüzündeki misafirleri olma
noktasında eşittirler.
KADIN VE ERKEK ARASINDA ADALET
VE EŞİTLİK
Murat Çiftkaya, Alfred
Üniversitesi, TÜRKİYE
Bediüzzaman'ın kadın ve erkeğe
mirastan farklı ölçülerde pay verilmesini tahlil ederken
kullandığı üslup ve yaklaşımı, benzer konularda
kendisini seküler modernist hücumlar karşısında
zorda hisseden dindarlara yol gösterici niteliktedir.
Bediüzzaman, kimi modernist
Müslüman düşünürlerin yaptığı gibi savunmacı
bir tavra girmez; tam aksine, Kur'anî hükmü
"adaletsizlik"le suçlayan ve eşitlik adı
altında hak ve adaleti tesis ettiğini iddia eden
seküler medenî hukukun haksız ve adaletsiz
davrandığını ifade eder.
Bediüzzaman, kadın ve
erkeğin birbirine fıtrî meylinin ve bu meyil sonucunda
aile birlikteliğini gerçekleştirmelerinin, dünyevî
istek ve ihtiyaçlardan öte, Yaratıcılarını daha iyi
tanımaya, kulluğa ve sonsuz hayata yönelik olduğunu
ifade eder.
RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİNDE
MİRASTA ADALET
Prof. Dr. Abdulvahid Zennun Taha, Musul
Üniversitesi, IRAK
Üstad Said Nursi Hazretleri,
Allah’ın erkek çocuğun malından anaya verdiği
altıda bir hisseyi (südüs) ananın hakkına ve bütün
fedakarlığına rağmen yasaklayan beşeri kanunlara
şiddetle karşı çıkar. Bu uygulamayı büyük bir
yanlışlık ve korkunç bir zulüm olarak addeder. Evet
bu görüş, hakkın ve adaletin ta kendisidir.
Oğullarının saadeti için
hayatını feda eden anaya layık görülen en düşük
hissedir. Anayı sosyal düzen adına bu hakkından
soyutlamak, İslam adaletinin toplumda eşitliği
sağlamak için temin ettiği analık haysiyetini rencide
etmek demektir.
HAYATTA VE DÜŞÜNCEDE DENGE:
NURSİ’NİN ADALET ANLAYIŞI
Edip İbrahim El-Debbağ, Araştırmacı
Yazar, IRAK
Said Nursi Hazretleri kâinatın
cüz ve külliyatında cari olan denge ve ahenk kanunundan
yola çıkarak ısrarla kainatın büyüklüğüne
kıyasen küçücük bir varlığın yaratılış
mizanının da kainattakine denk olduğunu ve kainatın
esası mesabesinde olduğunu vurgular. Bu sebeple bu
dünya insana hem bir mesken, hem de sınırsız fikir ve
vicdani buluşlarına ve insani ve ruhi terakkilerine
mekan olarak seçilmiştir. Bu terakkiler insanı,
kainatla boy ölçüşmeye, üstüne gitmeye, inanılmaz
bir istekle ve mukavemet edilmez bir üstünlükle bazı
gezegenlerini tanımaya ve her köşesini taramak
gayesiyle kapısını açmaya ehil kılmıştır. Yerin
yaratılış mizanı da kainata denktir. Kur’an’dan
ilham alarak Nursi eserlerinde bu hususu sık sık dile
getirir. Kur’ân’da gökler zikr edildiği zaman
-kainat denkleminde merkezi ehemmiyetine binaen-
arkasından mutlaka yer, yani bu dünya da zikredilir.
SAİD NURSİ’NİN
“ADALET” ANLAYIŞI VE BUDİZM’DEKİ KARŞILIĞI
Prof. Dr. Burkhard Scherer, Canterbury
Christ Church Üniversitesi, İNGİLTERE
Scherer, tebliğinde dünyadaki
adaletsizlik probleminde Kur’an’daki “adl ve
kıst” kavramları ve Said Nursi’nin eserlerinde bu
kavramlara getirdiği açılımları ele almakla
birlikte, Budizm öğretisinde Said Nursi’nin “adl ve
kıst” ile ilgili görüşlerini mukayeseli bir
şekilde inceliyor.
İslam ve Budizm modernitenin
etkisinde kalmalarına rağmen kimliklerini
yitirmemişlerdir.
Scherer “Said Nursi’nin
eserlerindeki adalet anlayışında Kur’an ve
İslam’ı esin kaynağı olarak aldığını,
Nursi’ye göre adaleti temin etmenin yolunun
Kur’an’a doğrudan doğruya müracaat etmekle
olabileceğini” vurgular.
A SALONU A6 ORTAK GENÇLER
PANELİ
ADALETİN DÜNYEVÎ VE UHREVÎ
BOYUTU
Mahir bin Muhammed Hindi,
Araştırmacı-Fetih İslam Enstitüsü, SURİYE (Doktora
Öğrencisi )
Araştırmacı adaletin dil ve
terminoloji manaları üzerinde durduktan sonra, adaletle
ihsan arasındaki bağlantıya değiniyor.
Dünya ve ahiretin adalet üzerine
bina edildiği ve adalete terettüp eden cezaların
dünya ve ahrette neler olduğunu ifade ettikte sonra, adaletin
iki vechesi üzerinde duruyor: mutlak adalet ve nisbi
adaletin farklılıkları anlatıldıktan sonra,
yaratılışta adalet, ahlakta adalet, sosyo-ekonomide
adalet, tarihte adalet, soysal ve siyasal alanlarda
adalet gibi diğer boyutları de ele alıyor.
BEDİÜZZAMAN’A GÖRE ADALET
VE MİLLİYETÇİLİK
Elmira Akhmetova, Malezya İslam
Üniversitesi, MALEZYA (Doktora Öğrencisi)
Bediüzzamana göre gerçek adalet
sınıfsal ve toplumsal her seviyedeki fertleri eşit
şekilde kucaklamalı ve istisnasız bütün hepsi için
emniyet ve mutluluk getirmelidir
Said Nursi’nin menfi
milliyetçiliğe karşı tavrı çok nettir. O,
eserlerinde güçlü bir şekilde, İslam’ın müspet
ve kutsal milliyetçiliğinde menfi milliyetçilik ve
ırkçılığa yer olmadığını vurgular. Nursi’ye
göre; ebedî İslam milliyetçiliği, geçici ve
sağlam olmayan menfi milliyetçilikle
sınırlandırılamaz. Bundan dolayı Nursi; eserlerinde
çok kere kendi dönemindeki Türk hükümetini kalıcı,
daimi İslam milliyetçiliği yerine menfi ve
istikrarsız menfi milliyetçiliği tercih etmesinden
dolayı eleştirmiştir.
MODERNİTE VE GELENEK :
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’NİN HAYATI
Chen Huihui Joyce, National
Üniversitesi, SİNGAPUR (Doktora Öğrencisi)
Nursi’nin dini düşüncesi
ve modern topluma bakışı gösteriyor ki, din
felsefesiyle uğraşan sosyal bilimcilerin, dinin kendi
kavramlarını kullanmak yerine ateist kavramlar
kullanmaları dinin aydın düşüncedeki amacını
yanlış anlatmalarına sebep oluyor. Benim bu
tebliğdeki amacım, din ve modernite arasında bir
ayrılığın olduğu düşüncesini anlamaya
çalışmaktır. Said Nursi, Risale-i Nur adlı
çalışmasında, modernitenin bazı problemlerinin
-batı medeniyetiyle ilişkisi bağlamında- altını
çizer.
Nursi’ye göre bilim ve
düşünce İslamiyet’in getirdiği doğruları
yalanlamaz. Onun ötesinde, İslamiyet’in getirdiği
doğrular ebedî olduğu için, bilim ve
düşünce onları yalanlamak ve gizlemek bir
tarafa dursun daha da açığa çıkarır.
KÜRESELLEŞME VE ADALET
Mustafa Al-Zari, Miknas
Üniversitesi, FAS (Doktora Öğrencisi)
Nursî’nin risalelerdeki
metodu son derece kapsamlıdır. İslâm ümmetinin
tamamına hitap ediyor, asrın dilini konuşuyor.
Nursî, Küreselleşmenin üstünlüğünün geçici bir
durum olduğunu söyleyerek haddi zatında söz konusu
gâlibiyetin kıymet ve ehemmiyeti olmadığını, zira
hakiki akıbetin muttakiler için hazırlandığını
ders veriyor.
Nursî’de adalet
kavramı, siyasî, içtimâî ve iktisâdî adalet olmak
üzere muhtelif kısımlardan meydana geliyor. Bu
cümleden olarak mesela Nursî, hem sosyalizm hem de
kapitalizmin iktisat anlayışlarından farklı olarak,
iktisadı israftan uzak durarak beraberinde
şükretmenin eşlik ettiği bir tevzi, yani Rahmanın
sofrasındaki nimetlerin bütün mahlukata
dağıtılması faaliyeti olarak görüyor. O
küreselleşmenin iki büyük özelliği olduğu
tespitini yapıyor ki bunlar, kibir ve küfürdür.
Diğer taraftan en tehlikeli vasıflarını ise, enaniyet
ve hırs olarak görüyor. Öyle ki bu hırs ve
enaniyetin hakimiyeti ile, kimi insanların hırsının
ve menfatinin önünde duran her şeyi hatta bütün
insanlığı tahrip etmek eğiliminde olduğunu
söylüyor. Günümüzdeki katliamlar ve etrafımızda
yaşanan kanlı savaşlar Nursî’nin dile getirdiği
küreselleşmenin doymak bilmez maslahatları adına
insan kanının ne kadar ucuz olduğunu apaçık
gösteriyor.
Bütün bunlara rağmen:
- Nursî medeniyetin müspet
yönlerini ele alarak küreselleşmeden istifadenin de
mümkün olduğunu söylüyor.
- O, insanları küreselleşmeye
karşı yek vücut olmaya çağırıyor.
- Küreselleşmenin siyasi alanda
sunduğu hususlardan tam olarak kaçınmanın yolu ve
yegâne alternatifinin Hakaik-i Kur’aniye olduğunu
ifade ediyor.
- Küreselleşmenin bir
kısım kavramları siyasî, ictimâî, terbiyevî vb.
içeriklerinden soyutlamasına karşılık, Üstad Nursî
Kur’anî esaslar çerçevesinde bunları hem tashih
ediyor hem de küreselleşmenin bozuk esaslarını keskin
idrakıyla keşfedip ortaya koyuyor.
BEDİÜZZAMAN PERSPEKTİFİNDE
SOSYAL ADALETİN UYGULANMA ALANLARI
Hamdavi Yusuf, V. Muhammed
Üniversitesi, Fas (Doktora Öğrencisi)
Bediüzzaman derin ve isabetli
düşüncesiyle İslami toplumun esaslarını
sağlamlaştırmak, alaka ve bağlarını rahmet
değerleri üzere ikame etmek gibi, Kur’an, sünnet ve
sosyal prensipler ışığında yardımlaşma ve
dayanışma uğrunda çok değerli kriterler içeren
eserler kaleme almıştır. O, sosyal hastalıkları
insanın zatından ve nefsinden yola çıkarak gidermeye
çalışmaktadır. Aynı zamanda gerçek
düşmanlığın, nefsi emmâreye muhalefet etmek,
küfür ve îmansızlığı çirkin görmekle
olabileceğini vurgular.
Bediüzzaman Hazretleri, ihtilafı
bertaraf edilmez, insani bir realite olarak görmektedir.
Zira ancak farklı düşünceler yoluyla
gerçekler keşfedilir, fikren zenginleşme alanında
yarışlar başlar, medeniyetler ilerler, sosyal yenilik
ve büyüme gerçekleşir.
BELALARA KARŞI NURSİ’NİN
ŞAHSİYET-İ MANEVİYE KONSEPTİ
Lyubomır Bonchev, Sofya
Üniversitesi, BULGARİSTAN (Doktora Öğrencisi)
Said Nursi’ye göre her
doğru yol, er ya da geç Allah’a gider ve Allah’a
giden bütün gerçek ve doğru yollar uzunluk ve
kısalıklarına bakılmaksızın eninde sonunda
Kur’an’a dayanır. Bu demektir ki, bir yol
kılavuzluğunu Kur’an’dan aldığı kadarıyla
doğrudur ve kabul edilebilir.
Said Nursi’ye göre tasavvuf
sıra dışı bir tat ve lezzet veren bir meyvedir,
fakat hakiki ve gerçek iman ise ekmektir, bütün ümmet
için bir hayat kaynağıdır; veya kendi sözleriyle
söylemek gerekirse, “şimdi hakikat zamanıdır
tarikat zamanı değil.”
Her ne zaman, İslam ümmeti ve
kardeşliği dahili ve harici düşmanlar,
karışıklıklar, ayrılıklar tarafından tehdit
edilmişse, o zaman, Kur’an ve birlik olma adına uhuvvet,
kardeşlik, sadakat ve fedakarlık ön plana çıkmıştır.
Birlik olmakla ortaya çıkan kolektif şahsiyet, bütün
belaların üstesinden gelir.
HUTBE-İ ŞAMİYE
PERSPEKTİFİNDE ADİL BİR TOPLUMUN İNŞASINDA
İSLAM’IN ROLÜ
Atanas Shinikov, Sofya
Üniversitesi, Bulgaristan (Doktora Öğrencisi)
Said Nursi’nin 1911’de
Şam’da verdiği ve Müslüman dünyasının en önemli
altı meselesini anlattığı Hutbe-i Şamiye, Eski Said
dönenimin en önemli eserlerinden birisidir. Nursi,
Müslümanları uyarmak için altını çizdiği temel
meselelerin birer hastalık gibi intişarını,
Müslüman toplumunların dini uygulamalardan uzak
olmalarına bağlar. Müslümanların temel
sorunlarının çözülmesi için yeniden dine
sarılmaları gerektiğini söyler.
Said Nursi eserlerinde devamlı
olarak “despotizm, ahlâksızlık ve dejenerasyonla”
mücadele etmenin reçetesinin Kur’an’da olduğunu
belirtir.
Said Nursi’nin yaklaşımına
göre İslam toplumunda adaleti temin etmenin yegane yolu
İslam’ın temel değerlerini yeniden uygulamaya
koymaktır.
İNSANLARIN HAL-TAVIRLARINDA
İLAHİ TECELLİ VE ADALETİN ETKİSİ
Divali Haci Şeli, Musul
Üniversitesi, IRAK (Doktora Öğrencisi)
Bediüzzaman’ın Risalelerinin
fezasında seyahat etmek, derinliklerine dalmak bir
nimet-i İlahiyedir. Bu nimeti tatmayan bilemez. Seyahat
eden kimse ise güzel sıfatlar sahibi olan Hak’tan
gelen mübarek Kur’an’ın gölgesinde Risalelerde
değerlinin değerlisini, güzelin güzelini bulur.
İstediği, aradığı, peşine düştüğü manalara,
sırlara, letafetlere, nüktelere, mesellere kavuşur.
Zira beşeriyet her çeşit
medeniyetiyle, rengiyle doğru bir medeniyeti kavrama
şuurunun nimetine erişmek ve çok kıymetli bir
medeniyet değeri olan adalet dolu daha iyi bir dünyaya
kavuşmak için değerli bir define olan Risalelere
hakikaten muhtaçtır.
B SALONU B1 OTURUMU TEBLİĞ
ÖZETLERİ
ÜÇ ÖNEMLİ İSLAM
DÜŞÜNÜRÜNÜN HAYATINDA ADALET
Fred Reed, Araştırmacı-yazar,
KANADA
Tebliğinde Sheikh Ahmadou
Bamba, Abdulhamid bin Badis ve Bediuzzaman Said
Nursi’yi adalet için mücadele etme noktasında
karşılaştıran Reed şu tespitlerde bulunur:
Laik cumhuriyet döneminde inanç
üzerinde bir baskı oluşturuldu. Said, kendini bu
anlamda inancın savunucusu olarak gördü. 20 yıllık
sürgün, hapis ve yokluklar içinde yazılan Risale-i
Nurlar; adalet prensiplerinin somutlaşmış biçimi,
insanın iç dünyasının ifadesi, ruhsal dönemlerin
ifadesi, mahkeme savunmalarının yer aldığı,
talebelerine ve takipçilerinin sorularına verdiği
cevaplar, inanç ve uygulamayla ilgili sorular ve onlara
cevap niteliğinde ortaya konmuş toplumsal davranışları
bize anlatmaktadır.
Sheikh Ahmadou Bamba, Abdulhamid
Ben Badis ve Bediuzzaman Said Nursi, bu her üç İslami
ıslahatçının hayat ve çalışmaları kavramsal olarak
bir yere oturtulamaz. Her birisi farklı sosyal ortamlar
ve tarihi şartlarda doğdular. Fakat onlar,
sömürgeciliğe karşı mücadele noktasında
buluştular, ya direkt -Senegal ve Cezayir’de olduğu
gibi- ya da dolaylı olarak -Osmanlı sonrası
Türkiye’de olduğu gibi- mücadele ettiler. Dahası,
onların mücadelesi inançlarına dayanıyordu ve
sömürgecilik projesinde İslam’ın tehlikede
olduğunun da farkındaydılar.
Onlar politikayla
ilgilenmediler, hatta politikaya karşıydılar. Daha da
ötesi, politika onları takip etti. Onlar adaleti
sağlamak için –ki İslami terminolojideki en güzel karşılığı
‘Allah’tan başka kimseye boyun eğmemek’tir-
kendilerini daha uzun yaşatacak hareketler kurdular ve
kendi ülkelerinde kararlı bir şekilde ortaya
çıktılar, hatta kendi milli sınırlarını aşarak
dünyaya yayıldılar.
RİSALE-İ NUR’DA ADALET: ÇAĞDAŞ
BİR ANALİZ
Dr. Abdulhadi Dehhani, Cedide
Üniversitesi, FAS
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri
adalet-i ilahiyenin Rabbani özelliklerine işaret etmeye
çok özen göstermiştir. Yaratılış aleminde var
olan tecellilerini de ortaya koyarak dünyada bu esas
üzerine bina edilen davranışlarla ilgili manaları
ve ahirete terettüp eden neticeleri izah etmiştir. O
bunları meşiet-i ilahiye konusunda vurgulamaktadır.
Çünkü adaletiyle gökleri ve yeri var eden bir zatın
mükâfat ve cezası olması lazım gelir. Bu mükâfat
ve ceza da cennet ve cehennemi iktiza eder. Bu da
adalet-i ilahiyenin mükemmel ve tam olmasından
ileri gelir. Cezâ ve mükâfât ise, Allah’ın
hikmet ve ölçüyle kurduğu eksiksiz, noksansız
kâinatın kanunlarıyla da uyum sağlar. İşte buna Bediüzzaman
Said Nursi Hazretleri Adalet-i Mutlaka adı vermektedir.
ADALETİN DÜNYEVÎ VE UHREVÎ
BOYUTU
Dr. Mustafa El Vazifi, Kadi İyaz
Üniversitesi, FAS
Said Nursi Hazretleri çeşitli
boyutlarıyla adaleti ele almıştır. O adalete
yalnızca dünyevi çerçevenin sınırları içinde
bakmadı. Aksine onun teorik planda ve gerçek hayattaki
yansımaları ve boyutlarına da baktı. Böylece bu
bakış açısına göre, adaletin; tabiatta, insanda,
ahirette, hesap gününde ve her şeyde elle tutulur bir
hale gelmesi mümkün oldu. İşte bundan dolayı da,
büyük bir ıslahatçı olan Said Nursi Hazretlerinin
mükemmelliği, her konuda sergilediği dengeli ve
istikametli tarzı değişik vecheleriyle ele
alınıp değerlendirilmelidir.
TEVHİD, NÜBÜVVET VE AHİRET
BAĞLAMINDA ADALET
Dr. Abdullatif Moumen,
Arapça-İslami Bilimler Fakültesi, BAE
Risale-i Nur’da Allah’ın
vahdaniyetine ve vücuduna götüren mantıki ve akli
deliller ele alınmıştır. Nübüvvet hakikatinin
marifetullahla olan derin bağları üzerinde durulmuş,
melaike, iman-ahiret hakikati, maddenin geçici ve ruhun
baki oluşu detaylı olarak incelenmiş ve adaletle
münasebetleri tahlil edilmiştir.
B SALONU B2 OTURUMU TEBLİĞ
ÖZETLERİ
NURSÎ VE ADALET:
İTİDAL DÜŞÜNCELERİ VE İSTİBDAT MESLEKLERİ
Prof. Dr. Muhammed Abdunnebi,
Cezayir Üniversitesi, CEZAYİR
Tebliğinde Risale-i Nur
ışığında adalet ve istibdat konularını ele alan
Prof. Abdunnebi, Nursî’nin bakış açısı ve
adalet konusunun kökleşmesinde, dinin esasatına
dayanmakla birlikte, kendi devrinde yaşayan ulemâda ve
çağdaşlarında pek fazla görünmeyen bir şekilde
adaletin prensiplerine şiddetli tarafgirliği ve ona
talip oluşu ile İslam dünyasında çok belirgin olarak
temâyüz ettiğini ifade ediyor. Adaletin en önemli
unsurlarından biri olan “Cemaat için ferdin feda
edilemeyeceği” ilkesine Bediüzzaman’ın getirdiği
yorumu ele alan Prof. Abdunnebi, Nursî’nin bu hususla
ilgili olarak bir takım yeni yaklaşımlar ortaya
koyduğunu ifade etmektedir. Bunlardan bazılarını
şöyle özetleyebiliriz:
İmam Nursî, “Cemaat için
ferdin feda edilmesi”nin, tek bir insanın mizacından
doğan ve onunla kaim olan bir düstur değil, adalet-i
izafiyeyi takip edenler arasında sabit bir kanun ve
uygulama olduğunu tespit etmiştir. Nursî burada bu
zulmün tehlikesine dikkat çekmiş ve asıl vacip
olanın hastalığın aslını ortadan kaldırmak
olduğuna işaret etmiştir. Bu zalim tavırda, fertler
yönetim organı veya hakim güç odakları tarafından
ihtiyaç halinde kullanılan birer araç seviyesine
indirilmektedir; ne zamanki bir araç seviyesine
indirilen söz konusu ‘fert’ ile hedeflenen gayeye
ulaşılmışsa, artık bir başkası ile değiştirmenin
zamanı gelmiş demektir. Dolayısıyla fert feda
edilecektir, ama o zalim kanun her halükârda bakidir.
Nursî’ye göre, bu adaletsiz
kanunda, suçun bilfiil ispatı değil, töhmet ve
suçlama esas alınır. Ferdin, sözde cemiyetin
maslahatı hesabına feda edilmesi, bir delil, ya da
harici bir işarete değil, sadece zarar verme vehmi
(kuruntusu) üzerine bina edilmektedir.
Ayrıca Prof. Abdunnebi,
Üstâdın gurbette, insanlardan ve büyük şehirlerden
uzak bir şekilde yaşarken, radyo dinlemediği ve gazete
okumadığı halde, hayatı ve hadiseleri çok iyi
okuduğunu ve değerlendirdiğini de sözlerine
eklemektedir.
NURSİ’NİN MÜSBET HAREKET
ANLAYIŞININ ASAYİŞE KATKISI
Prof. Dr. Abıd Tevfik al-Hashimi,
Eğitimci-yazar, BAE
Ehli hizmet olan bir Müslümanın,
hizmette hikmetle hareket etmesi, din
düşmanlarından korkmaması ve yalnız gökleri
ve yeri ayakta tutan Allah’tan korkması gerekli
olduğu gibi, aynı zamanda Müslüman kardeşlerine,
hatta bütün insanlara karşı merhametli davranması
da gerekir. Bir Hadis-i Şerif’te efendimiz
şöyle buyurmaktadır: Merhametli olanlara Rahman da
merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki gökte
olan da size merhamet etsin. (Ebu Davut: 4941) Bu |